![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.452
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Türk Kültüründe Barınaklar Barınaklarımızın kültür hayatımızdaki yer ve önemini belirlemeyi amaçladığımız bu çalışmamızda, ele aldığımız eserlerde barınakların anıldığı bütün ögeleri tespit ettik. Daha sonra bunların kültürel hayatımız yönünden bizce dikkate değer olanlarını ayırdık. Ayırdığımız metin, cümle veya kelimelerin hangi açıdan değerlendirilebileceğini belirledik. Çalışmamızın bölümlerini buna göre oluşturduk. Aynı bölüm içinde değerlendirilebilecek olan ögelerin bazılarını ele aldık. Konunun çok geniş kapsamlı olması sebebiyle birkaç temel eseri esas aldık. Çalışmamızı, kaynaklar bölümünde belirttiğimiz bu eserler çerçevesinde sınırlı tuttuk. Konuyu şu başlıklar altında inceledik: I. Barınakların Adlandırılması II. Sosyal Statüler Açısından Barınaklar III. Barınakların Bölümleri IV. Düşünce v e Yargı Kalıplarında Barınaklar Barınak olarak değişik mekânların kullanılması tabiîdir. Ancak eski Türklerin konar-göçer yaşayış içinde daima tetikte olmalarını mümkün kılan unsurlardan biri de şüphesiz sade ve çok pratik bir barınak olan çadırlarıdır. Bugün Orta Asya'da ve Anadolu'da göçebe hayatı yaşayan aşiretler tarafından hâlâ kullanılan çadırlar en eski Oğuz geleneğinin devamıdır. Çadırların pratik olmaları yanında Türk düşünce dünyasıyla da önemli bir bir bağlantısı vardır: Çadırların ortasında ateş vardır. Ateş dumanını çadırın tepesindeki delikten salar. Bu delikten ay ve güneş görünür; ay ve güneş ışığı içeri girer. Böylece Türk, yaşadığı mekânda gökyüzüyle bütünleşir. Çadırın kapısı hep doğuya bakar. Çünkü, güneşin, geceden kalan nemi kurutması gerekir. Sabah güneşiyle kolay kalkıldığı, güneşin ilk ışıklarıyla kalkan insanın daha dinç olduğu da unutulmamalıdır. Bu düşünce " Güneş girmeyen eve doktor girer." atasözüyle günümüze kadar gelmiştir. Türkler yerleşik hayata geçtikten sonra köy-mezra-yayla üçgeni çerçevesinde üç ayrı mekân kurmuşlardır. Kışın geçirileceği köy evi daha düzenli ve sağlam yapılmaya çalışılırdı. Fakat yayla evi genellikle moloz taşların üst üste yığılıp üzerine ağaç ve yaprakların atılmasıyla meydana getirilirdi. Tabana da otlar döşenip bunların üzerine örtüler açılırdı. Mezrada ise birkaç hayvanı barındıracak ve kış hazırlığı yapmaya yetecek bir mekân kâfiydi. Sonbaharda yayladan inilirken mezradaki hazırlık da biter ve köye dönülürdü. Zamanla arazi sınırlandığı için ev şekilleri de değişti. Katlar, oda sayısı ve fonksiyonları farklılaşmaya başladı. Büyük ve küçük aile tipine göre ev şekilleri oluştu. Bugün değişen sosyal şartlar sebebiyle küçük aile tipine geçildi. Evler de buna göre inşa edilmektedir. I. BARINAKLARIN ADLANDIRILMASI Barınaklara, görev ve fonksiyonlarına göre değişik isimler verilmesi, Türklerin yaşadıkları mekâna verdikleri önemi, dil zenginliklerini ve düşünce derinliklerini göstermektedir. Aşağıda verilen kelimelerin hepsinin çadır anlamı taşıması bu düşüncemizi doğrulayan örneklerinden sadece biridir:
Barınaklar için özel adlandırmalar da oldukça fazladır: Günlük; şemsiye şeklinde çadır, şemsiyeli çadır demektir. Dede Korkut'ta bu kelimeyi " Günlügi alturluça odasına geldiler." (s. 33), " Aruz dahi altun günlügin dikmişidi." (s. 224), " Basat altunlu günlügin tiküp oturur iken..." (s. 209), " fiâmî günlügi yir yüzine dikdürmişidi." (s. 77) cümlelerinde görmekteyiz. Otağ da çadır, ev anlamındadır. Genelde çadırın büyük süslü olanlarına bu ad verilir. Otağ sözü aynı zamanda idârî ve içtimâî bir anlam taşır. Bu kelime Dede Korkut'ta; " Ala Tağda çadırın, otağın dikdi." (s. 245). " Kara yirde ağ otağlar dikem dir idim." (s.166). " Kıran yirde dikilmiş otahlarun O zalım yıkdurdı kardaş." (s. 210) şekillerinde geçmektedir. Künbed, kubbeli yapı demektir ve Dede Korkut'ta şu cümlelerde geçmektedir: "Basat künbed içine girdi." (s. 212), " Haman-dem künbed yarıldı, yidi yirden kapu açıldı." (s. 213). Ban iv; süslü,görkemli çadır, ev demektir. Dede Korkut'ta; "... Delü Karçar dahı ağ ban ivini ağ otağını yirün üzerine kondurmış idi..." (s. 125) ve "Kazan Bigün dünlügi altun ban ivlerini biz yıkmışuz..." (s. 97) şekillerinde geçmektedir. Tam da ev anlamında kullanılan bir kelimedir ve Dede Korkut'ta şöyle geçmektedir: "Bir tama direk ururlar, ol tama tayak olur, ben bunun alnına niye tayak olurın tururın didi." (s. 82). fiecere-i Terâkime'de ise otağ şu cümlede geçmektedir: "Oğullarım ve halkım ile sağ ve esen varıp geldim, deyip büyük ziyafet hazırlığı yapıp bir otağ yaptırdı". (s. 40). Türkün; oymakların, hısımların toplandığı yer, ana baba evi anlamındadır. Tünek; hapishane, zindan anlamı taşır. Satma; kulübe, bağ bekçisinin geceleri barınmak için ağaç üzerinde yaptığı çardak demektir. Ternek; millet işlerini görüşmek için toplanılan yerdir. Türkler misafire her dönemde önem vermişlerdir. Bunu konukluk ev (DLT, I, s. 540) ifadesi de göstermektedir. Misafirlere ayrı evler, odalar hazırlanması onlara verilen önemin işaretidir. içinde eşya veya insan bulunmayan ev içinse kuruğ ev (DLT, I, s. 370 ve 375) denmektedir. Kurvı çuvaç; hana ait yuvarlak çadır anlamındadır. Dört köşeli ev dörtgül ev (DLT, III, s. 417) şeklinde ifade edilmektedir. Dağ tepelerine yapılan gözetleme kulesine kargu adı verilmektedir. Ev, ev kırkını ifadesinde iyi aile, takdir edilen aile anlamında kullanılmıştır. Ev kırkını aile kızı, evlenmeye uygun görülen kız anlamındadır. Orhun Àbideleri'ndeki " Bir kısım ordusu, evi barkı yağma etmek için gitti." cümlesinde ev bark mal varlığı anlamında kullanılmıştır. Yazıtlarda ev, vatan anlamında da kullanılmıştır: " Basmıllar düşman olup evime (vatanıma) doğru vardı." (C. 4, s. 175). Evlik kelimesi fiecere-i Terâkime'de aile anlamında kullanılmıştır: Bin evlik halkı ile Irak'tan kaçıp fiamahı'ya geldi. Dokuz yüz evliği Salur ve yüz evliği Karkın idi." (s. 87). Ocak kelimesi ev ve aile anlamında bugün kullanıldığı gibi Dede Korkut'ta da geçmektedir: " Ol Aişe Fatıma soyıdur hanum. Anun bebekleri yetsün. Ocağuna bunçılayın avrat gelsün." (s. 76). Kültigin'in taşlarla yapılıp süslenen mezar odası ile tapınağına Orhun Abideleri'nde bark denmektedir. Ancak zamanla bu kelime hep ev kelimesiyle beraber kullanılmış ve mal mülk anlamı kazanmıştır. Karşı; saray, köşk anlamında bir kelimedir. Yurt sözü de eski Türklerde sadece ev ve çadır manasına gelirdi. "Başlangıçta çadır ile ilgili olduğu bilinen ev sözünün Selçuk çağının başlarında hem çadır hem de duvarlı ev manasına geldiği bilinmektedir." (B.Ö. s. 3). II. SOSYAL STATÜLER AÇISINDAN BARINAKLAR Barınaklar, insanların sosyal statülerini ve içinde bulundukları durumları da yansıtır. Dede Korkut'ta yas tutan genç kızlara "Ağ otağı koyuban kara otağa giren kızlar" (s. 141) diye seslenilmektedir. Burada ak otağ mutluluğu kara otağ da yası, hüznü temsil etmektedir. fiecere-i Terâkime'deki şu cümleler, evin solunda oturanların hep idare edilenler olduğunu belirtmektedir: " Dünya sona erinceye kadar Bozok'un bir iyisi padişah olsun. Başkaları sağda otursunlar. Üçoklar sol olsunlar, evin sol tarafında otursunlar ve dünya son buluncaya kadar maiyetliğe razı olsunlar, diye söyledi." (s. 42). Çadırın içinde, eşikte veya çadırın dışında oturmak da bir sosyal statü göstergesidir. Bunu, fiecere-i Terâkime'de geçen şu cümlelerden anlıyoruz: " Oğuz Han'ın altı oğlunun, asıl hatunlarından doğan çocukları yirmi dört kişi idiler. Kün Han onların ikisini bir çadırda oturttu, on iki bölük oldular... ve yine onlar ki Oğuz Han'ın birçok ad koyduğu kimseler ve kumadan doğan çocuklardır, bunlar da yirmi dört kişi idiler... Bunların hepsi evin dışarısında oturdular. On ikisi at tutup oturdu ve on ikisi eşikte oturdu." (s. 48). fiecere-i Terâkime'de Han çevresindekiler eşik halkı diye vasıflandırılmaktadır: " Bütün eşik halkı çekememezlikten bununla kötü oldular." (s. 72). Sosyal statü belirlemekte barınakların rolünü Dede Korkut'ta da açıkça görmekteyiz. Dede Korkut'ta yerilen kişiler kara otağa oturtulmaktadır: "... Bir yire ağ otağ, bir yire kızıl otağ, bir yire kara otağ kurdurmuş idi. Kimün ki oğlı kızı yok, kara otağa kondurun, kara kiçe altına döşen... oğlı kızı olmayanı Allah Ta'alâ kargayupdur, biz dahi kargaruz, bellü bilsün dimiş idi." (s. 78). Yerilen, hor görülen kişi kara otağa oturtulur ve kara otağa oturtulan kişi, sebebini bilmese de bir suçu, bir hatası olduğunu, yerildiğini hemen anlar: " Dirse Han aydur: Bayındır Han benüm ne eksikligüm gördi, kılıcumdan mı gördi, suframdan mı gördi, benden alçak kişileri ağ otağa kondurdı, didi." (s. 79). Muhterem, saygı duyulan kişilere de ak çadır dikildiğini Dede Korkut'ta şu cümlelerde görmekteyiz: " izzet, hörmet eylediler. Ak çadır dikdiler, ala kalı döşediler, ağça koyun kırdılar..." (s. 188). insanın sosyal statüsüne uygun olan yerde oturmadığı zaman, oturduğu yerin kişiye göre değer değiştireceği de Kutadgu Bilig'de şöyle ifade edilmiştir: "Bilgisiz baş köşede yer bulursa, baş köşe, eşik ve eşik baş köşe sayılır." ( 262). " Eğer bir âlime eşikte bir yer isabet ederse, o eşik baş köşeden daha iyi ve yüksek olur." ( 263). Günümüzde de villa, köşk, saray, kulübe, gecekondu gibi ev tipleri sosyal statülerin belirlenmesinde rol oynamaktadır. Fakat bunlar dün insanî değer ve makam belirtirken bugün daha çok maddî durumun göstergesidir. III. BARINAKLARIN BÖLÜMLERi Sıruk; sırık, çadır direği demektir. Tünglük, tünlük; evdeki pencere, ocak, baca gibi deliklerin genel adıdır. Kaşgarlı Mahmud, tör ve töre için "evin veya odanın en iyi en önemli yeri" (DLT, 4) demektedir. Tarus ise evin çatısı anlamındadır. Çadırın üst yanındaki köşelerden her birine uğ adı verilmektedir. Ev kurşağı; yünden dokunan, bel kuşağına benzer bir nesnedir ve çadırın etrafına sarılır. Çadır iskeletine de kerege adı verilmiştir. Sapığ ise çadırın eteği demektir. Arıg, çadır örtüsüne verilen addır. Beçküm evin sofası anlamındadır. Yemek pişirilen yer anlamına gelen mudbak, Dede Korkut'ta şu ifadelerde geçmektedir: "Ağa yılda ağça koyunum gerek ise Kara mudbak altında anun şöleni olsun." (s. 181). "Oğuz beyleri at çapanda meydan kalmış Kara mudbak dikilende ocak kalmış." (s. 100). Oturulan yer anlamındaki oda ise Dede Korkut'ta; "Altun başlı ban ivler gider ise benüm gider Senün de içinde odan var ise yigit digil mana." (s. 92) şeklinde geçmektedir. Eşik, evin girişindeki tahtadır. Közünük, pencere anlamındadır. Misafir odasına kelişlig barışlıg ev (DLT, I, 370) adı da verilmiştir. Yazıtlarda ülke evi (C. 10, s. 178) ifadesi de bulunmaktadır. Ancak cümlenin devamı getirilmemiştir. Bulunulan grupta en çok değer verilen, en muhterem kişi baş köşeye oturtulur. fiecere-i Terâkime'de bu, " Korkut'u otağın baş köşesinde oturtup Kol Irki Han diz çöküp kımızlı kadehi sundu." (s. 61) şeklinde geçmektedir. Örtmen sözü Selçuk çağında dam ve çatı anlamında kullanılıyordu (Ögel, s. 13). Dam sözü ise hem duvar, hem de dam ve çatı karşılığı olarak kullanılıyordu (Ögel, s. 13). Dam oluğuna duvar saçağı adı da verilmiştir. "Anadolu'da balkon için de arıtma, ayaz, ayazlık, bakacak, dizme, gezemek, güneşlik, koç, kaş, sündürme, yağlaman, yazla, yazlık, yellik, yertme, yetme, yürüdüm gibi çoğu eski Türk kültürünün izlerini taşıyan pek çok çeşitli sözler kullanılır." (Ögel, s. 19). Türkler çoğu zaman salonu, "kapıdan giriş yeri veya ön oda" anlayışı ile adlandırmışlardı. Meselâ Anadolu'daki ara ev, sallık, tahtaboş, hayat, kökbaşı, örtme, öven, tahtalı, yazlık, yörme, kaydırma damlı gibi deyişler, türlü salon, ayvan ve sofa çeşitlerini belirtirler." (Ögel, s. 25). Misafir odası için söylenmiş en eski Türk sözü muyanlıktır (Ögel, s. 25). Bodrum için kullanılan yer altındaki ev, yerden yapma, yerevi, yerzem gibi adlar, bu bölümün özelliğiyle yakından ilgilidir (Ögel, s. 27). Yiyecek ve çeşitli malzemeler için de evlerde anbar, kiler gibi bölümler bulunmaktadır. "Eski Türk mutfağı şimdi olduğu gibi, yalnızca ayakta yemek pişirilecek dar bir oda değil idi. Burası aynı zamanda bütün gün oturulup istirahat edilip ve sohbet edilecek bir yerdi." (Ögel, s. 41). "Mutfağa kadınlar odası da denirdi." (Ögel, s. 42). IV. DÜfiÜNCE VE YARGI KALIPLARINDA BARINAKLAR Zulümle merhametin bir arada bulunamayacağı fikri evin bölümlerinden faydalanılarak şöyle ifade edilmiştir: "Zulüm kapıdan girerse, görenek (merhamet) bacadan çıkar." (DLT, III, s. 120). Tembelin hiçbir işe yanaşmak istemeyeceği, ona en basit işlerin bile zor geleceği "Tenbele eşik dağbeli olur." (DLT, I, s. 42) sözüyle ifade edilmiştir. Türkler ölüye gösterdikleri saygıyı ise "Eski mezarlıkta ev olmaz; gevşek topraklı yerde av olmaz." (DLT, I, s. 16) sözüyle dile getirmişlerdir. Bu söz, ayrıca evin daha sıkı, daha kuvvetli toprak üzerine kurulması gerektiğini de belirtir. Misafirden kaçanların yerilmesinde ve böyle kişilerin çoğaldığı devrin tenkit edilmesinde de barınaktan yararlanılmıştır: "Konuk görünce uğur sayanlar gitti, bir karartı görüp misafir diye evini yıkan kötüler kaldı." (DLT, I, s. 85). Misafirin ağırlanması, ev sahibinin de ağırlaması gerektiği ise " fiaşkın konuk ev sahibini ağırlar." (DLT, I, s. 106) sözüyle dile getirilmiştir. Kanaatkâr olmak " Kırdaki sülünü ararken evdeki tavuğu kaçırma." (DLT, I, s. 447) cümlesiyle tavsiye edilmektedir. " iven eve ermez" (DLT, II, s. 19) sözünde ise ev, varılmak istenen sonuç anlamında kullanılmıştır. Çadır, Türk'ün düşünce tarzını, hayat felsefesini yansıtır. Türklerin hayat felsefesini Oğuz Kağan Destanı'nın şu bölümünde görmekteyiz: "Ben sizlere oldum kağan Alalım yay ile kalkan Nişan olsun bize buyan Bozkurt olsun (bize) uran Demir kargı olsun orman Daha deniz, daha müren Güneş bayrak, gök kurıkan." (s. 6). Oğuz Kağan'ın gökyüzünü çadır olarak görmesi, güneşe bayrak demesi, Türklerin cihan hakimiyeti mefkûresini açıkça göstermektedir. " Tan ağarınca Oğuz Kağan'ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi." (s. 6). Oğuz Kağan'ın çadırına bu ışık girdikten sonra Oğuz Kağan zaferden zafere koşar, dünyaya hakim olur. Yani Kağan'ın çadırına giren ışık dünyaya gelen düzen ve adalettir. Kağan'ın çadırı ise dünyayı temsil eder. Eski Türk Yazıtları'nda " Çadırın içi nasıldır? Onun duman deliği nasıldır? Pencereleri nasıldır? iyidir. ipleri nasıldır? Vardır. Bunu biliniz fena iyidir bu" (s.269) ifadesine rastlamaktayız. Bu da barınılan yerin, her yönden iyi, rahat ve sağlam olması gerektiğini belirtmektedir. Bu düşünceyi günümüzde de "Aslan yatağından belli olur" atasözünde görmekteyiz. fiecere-i Terâkime'de, dirlik ve düzenin bozulduğu, herkesin başına buyruk olduğu dönemler için" ev başına kara han" (s. 39) ifadesinin kullanıldığı belirtilmektedir. Bu ifadeyi aynı eserdeki " Oğuz halkı birbiriyle öclü kanlı oldular. Ev başına karahan denen şey oldu. Birbirine baskın yaptı ve birbirini öldürdü." (s. 78) cümlelerinde de görmekteyiz. Evde olmak deyimi, baba evinde durmak, henüz evlenmemiş olmak anlamında bugün kullanıldığı gibi Dede Korkut'ta da geçmektedir: Bay ***en kızı Banı Çiçek ivde mi argış Yohsa kimseye vardı mı argış." (s. 133). Barınağın insan hayatını nasıl etkilediği Kutadgu Bilig'de şöyle ifade edilmektedir: "Evini barkını çok temiz ve pak tut; ey cömert ve açık elli insan, bu sana saadet getirir." (4536). Yine Kutadgu Bilig'de dünya malına önem verilmemesi gerektiği barınaklardan yararlanılarak anlatılmıştır:" Yüksek, geniş ve süslü sarayların burada kalacak, sen de inleyerek karanlık toprak evde yatacaksın." (1419). Aynı eserdeki şu cümlede ise ev, akıl anlamında kullanılmıştır: "Dil arslandır, bak eşikte yatar; ey ev sahibi, dikkat et, senin başını yer." (164). Evçi ve evlik kelimelerinin kadın anlamında kullanılması da dikkate değerdir. Bugün" Yuvayı dişi kuş yapar." atasözünde yaşayan zihniyeti, anılan kelimelerde görmekteyiz. Günümüzde evli barklı deyimi, olgunlaşmış, doğru hareket etmesi gereken kişiler için kullanılmaktadır. Bu da aile kurmanın, ev sahibi olmanın belli bir birikimi gerektirdiğini göstermektedir. Yeri yurdu olmayan, bir ev ve aile sorumluluğu taşımayan insanlar için evi sırtında deyimi kullanılır. Ev yıkmak deyimi bir aile mutluluğuna son vermek, aileyi dağıtmak anlamında kullanılmaktadır. fiu atasözünde ise ev varlık göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır: Anan güzel idi, hani yeri; banan zengin idi, hani evi. Barınaklar genellikle şekil ve fonksiyonlarına göre adlandırılmaktadır. Türklerin, yaşadıkları mekânları görev ve fonksiyonlarına göre çok değişik şekillerde adlandırmaları, onların dil ve kültür zenginliğinin ifadesidir. Barınakların her bölümü için ayrı isimler verilmesi ve her bölümünden başka bir şekilde faydalanılması da Türklerin ne kadar titiz ve düzenli bir hayat sürdüklerini göstermektedir. insanların yaşadıkları mekânlardan, onların toplum içindeki yerlerini belirlemek de zor değildir. Barınak tipleri veya isimleri, toplumumuzun duygu ve düşünce dünyasını dile getirmede de çok kullanılmıştır. Bu bakımdan barınaklar kültürümüzün önemli bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ögel, Bahaeddin,Türk Kültür Tarihine Giriş 3
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|