![]() |
|
|||||||
| İslam ve İnsan Dinimizin güncel hayata etkisi ve çağımızda İslam üzerine yorumları paylaştığımız bölüm... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Bid'at Ne Demektir? - 1 İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkînin (Mektûbât) kitabının birinci cildinin ellidördüncü ve yüzaltmışbeşinci ve yüzseksenaltıncı ve ikiyüzellibeşinci ve ikiyüzaltmışıncı ve üçyüzonüçüncü mektûblarında bid'atin ne olduğu ve bid'at işlemenin zararları çok iyi anlatılmaktadır. Birinci ciltte bulunan üçyüzonüç mektûbun hepsi fârisîden türkçeye tercüme edilmiştir. 1387 [m. 1968] senesinde İstanbulda baştırılmıştı. Abdülganî Nablüsînin (Hadîkat-ün-nediyye) kitabının birinci kısmının baş tarafında da, bid'at hakkında geniş bilgi vardır. Bu birinci kısm da, 1399 [m. 1979] senesinde İstanbulda ofset yolu ile bastırılmıştır. Bid'at hakkındaki yazılarının bir kısmını arabîden tercüme ederek aşağıda takdim ediyoruz. (Bid'at), sünnete [yâni, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği din bilgilerine] muhâlif olan, ters düşen, îtikat ve amel ve sözler demektir. Allahü teâlâ, kullarını kendisine ibâdet etmek için yarattı. İbâdet, züll ve zillet demektir. Yâni, insanın Rabbine, mâbuduna, hakîr olduğunu, âciz, muhtaç olduğunu göstermesidir. Bu da, her aklın, nefsin ve âdetlerin güzel ve çirkin dediklerine uymayıp, Rabbin güzel ve çirkin dediklerine teslim olmak ve Rabbin gönderdiği Kitaba ve Peygamberlere inanmak ve bunlara tâbi olmak demektir. Bir insan, bir işi, Rabbinin izin verdiğini düşünmeden, kendi görüşü ile yaparsa, Ona kulluk yapmamış, müslümanlığın îcâbını yerine getirmemiş olur. Bu iş, îtikatta, inanmakta ise ve inanılması lâzım olduğu sözbirliği ile bildirilmiş olan şeylerden ise, bu inanışı (Küfre sebep olan Bid'at) olur. Bu iş, îtikatta olmayıp da, yalnız dinden olan sözde ve işte kalırsa, fısk, büyük günah olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bir kimse, dinde olmıyan birşey meydana çıkarırsa, bu şey red olunur. ) Bu hadis-i şerif gösteriyor ki, dinden olmıyan bir îtikat, bir söz, bir iş, bir hâl ortaya çıkarılır ve bunun din ve ibâdet olduğuna inanılırsa, yâhut islâmiyetin bildirmiş olduklarında bir ziyâdelik veya noksanlık yapılırsa ve bunu yapmakta sevap beklenirse, bu yenilikler, değişiklikler, (Bid'at) olur. İslâmiyete uyulmamış, ona îman edilmemiş olur. Dinde, ibâdette olmayıp, âdette olan yenilikler, yâni yapılırken sevap beklenilmiyen değişiklikler bid'at olmaz. Meselâ, yimekte, içmekte, binme ve taşıma vâsıtalarında, binâlarda yapılan yenilikleri, değişiklikleri dînimiz red etmez. [Bunun için, masada, ayrı tabaklarda, çatal kaşık ile yimek, otomobile, tayyâreye binmek, her çeşit binâ, ev ve mutfak eşyası kullanmak ve bütün fen bilgileri ve fen âletleri, fen işleri dinde bid'at değildir. Bunları yapmak ve faydalı yerlerde kullanmak câizdir. Hattâ, farz-ı kifâyedir. Meselâ radyo, ho-parlör, elektronik makinalar yapmak ve bunları ibâdetlerin dışında kullanmak câizdir. Ho-parlörü dünya işlerinde kullanmak câizdir. Fakat, ho-parlör ile ezan, Kur'an-ı kerim, mevlid okumak, ibâdeti değiştirmek olur, bid'at olur. Ezanın uzaklardan işitilmesi için ho-parlör kullanmamalı, her mahalleye câmiler yapmalı, her mahalle câmiindeki müezzin efendiler ayrı ayrı ezan okumalıdır. ] Enes bin Mâlik, birgün ağlıyordu. Sebebi soruldukta, (Resûlullahdan öğrendiğim ibâdetlerden, değiştirilmemiş bir namaz kalmıştı. Şimdi, bunun da elden gittiğini görüyor, bunun için ağlıyorum) dedi. Yâni, şimdiki insanların çoğu, namazın şartlarını, vâciblerini, sünnetlerini, müstehablarını yerine getirmiyor, mekruhlarından, müfsidlerinden, bid'atlerinden sakınmıyorlar. Onun için ağlıyorum dedi. Bunlar, Peygamberlerin, Evliyânın, sâlih, sâdık müminlerin büyüklüklerini anlıyamayanlardır. Onların yollarını bırakıp, kendi görüşlerine, nefslerine, beğendiklerine göre ibâdetleri değiştiriyorlar. Saadet yolunu bırakıp, şakâvete atılıyorlar. Enes bin Mâlikin ağlamasının sebebi, namaza ilâveler yaparak ve bazı yerlerini azaltarak değiştirenleri görmesidir. Böylece, sünneti [yâni islâmiyeti] değiştiriyorlar. Sünneti değiştirmek, bid'attir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bir ümmet, Peygamberi öldükten sonra, dinde bid'at yaparsa, buna benzer bir sünneti gayb eder). Yâni, küfre sebep olmıyan bir bid'at yapılırsa, bunun cinsinden bir sünneti terk ederler. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bid'at sahibi, bid'atini terk etmedikce, tevbe etmesini, Allahü teâlâ nasip etmez). Yâni, bir kimse, bir bid'at ortaya çıkarırsa veya başkasının çıkarmış olduğu bir bid'ati yaparsa, bu bid'ati iyi bildiği ve karşılığında sevap beklediği için, bundan tevbe edemez. Bu bid'atin kötülüğünden veya küfre sebep olmasından dolayı hiçbir günahına da tevbe etmesi nasip olmaz. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Allahü teâlâ, dinde bid'at olan birşeyi yapan, bu bid'ati Allah rızası için terk etmedikçe, onun hiçbir amelini kabûl etmez). Yâni, îtikatta veya amelde veya sözde yâhut ahlâkta bid'at olan birşeyi yapmaya devam edenin bu cinslerden ibâdetleri sahih olsa da, hiçbirini kabûl etmez. İbâdetlerinin kabûl olması için, bu bid'ati, Allahdan korkarak, ondan sevap bekliyerek yâhut rızasına kavuşması için terk etmesi lâzımdır. Faideli bilgiler
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Allahü teâlâ, bid'at sahibinin orucunu, haccını, ömresini, cihâdını, günahtan vazgeçmesini, adaletini kabûl etmez. Hamurdan kılın çıkması gibi, islâmdan çıkar). Yâni, ibâdeti sahih olsa da, kabûl olunmaz. Sevap verilmez. Çünkü, küfre sebep olmıyan bid'at işlemeye devam etmektedir. Küfre sebep olan bid'at sahibinin ibâdeti zaten sahih olmaz. Farz, nâfile ibâdetlerinin hiçbiri kabûl olmaz. Bid'at, nefse, şeytana uyarak yapıldığı için, sahibi islâmdan, Allahü teâlânın emirlerine teslim olmaktan çıkar. Îman kalb ile olur. İslâm kalb ve lisan ile birlikte olur. Îman kalbe mahsûstur. İslâm ise, kalbin, lisanın ve bedenin umûmuna şâmildir. Kalbdeki îman ile kalbdeki islâm birbirlerinin aynıdır. Bid'at sahibinden ayrılan, lisandaki ve uzvlardaki islâmdır. Bid'at işlemeye devam eden kimse, nefse ve şeytana itaat eden kimse olmuştur. Günah işliyen kimse, âsî, fâsık olur. Buna bid'at sahibi denmez. Fakat, bid'at sahibi, âsî ve fâsıktır. Bid'at sahibi, bu bid'atini ibâdet sanmakta, buna karşılık sevap beklemektedir. İbâdet hâricinde işlenen günah, ibâdetlerin kabûl olmasına mâniolmaz. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Benden sonra, ümmetim arasında ayrılıklar olacaktır. O zamanda olanlar, benim sünnetime ve Hulefâ-i râşidînin sünnetine yapışsın! Dinde meydana çıkan şeylerden uzaklaşsın! Dinde yapılan her yenilik bid'attir. Bid'atlerin hepsi dalâlettir. Dalâlet sahiplerinin gidecekleri yer, Cehennem ateşidir). Bu hadis-i şerif, bu ümmette çeşidli ayrılıklar olacağını haber veriyor. Bunlar arasında, Resûlullahın ve Onun dört halîfesinin yolunda olana sarılınız diyor. Sünnet, Resûlullahın, sözleri, bütün ibâdetleri, işleri, îtikatları, ahlâkı ve birşey yapılırken görünce, mani olmayıp susması demektir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Ümmetim arasına fesat yayıldığı zaman, sünnetime yapışan için yüz şehit sevabı vardır!) Yâni nefse ve bid'atlere ve kendi aklına uyarak islâmiyetin hududu dışına taşıldığı zaman, benim sünnetime uyana, kıyâmet günü yüz şehit sevabı verilecektir. Çünkü, fitne fesat zamanında islâmiyete uymak, kâfirlerle harp etmek gibi güç olacaktır. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (İslâm dîni garîb olarak başladı. Son zamanlarda da garîb olacaktır. Bu garîb insanlara müjdeler olsun! Bunlar, insanların bozduğu sünnetimi düzeltirler). Yâni, islâmiyetin başlangıcında, insanların çoğu, müslümanlığı bilmedikleri, onu yadırgadıkları gibi, âhır zamanda da, dîni bilenler azalır. Bunlar, benden sonra bozulmuş olan sünnetimi islâh ederler. Bunun için, emr-i mâruf ve nehyi anilmünker yaparlar. Sünnete, yâni islâmiyete uymakta başkalarına örnek olurlar. İslâm bilgilerini doğru olarak yazıp, kitaplarını yaymaya çalışırlar. Bunları dinliyenler az, karşı gelenler çok olur. O zamanda, sevenleri çok olan din adamı, doğru arasına iğrileri, hoşa giden sözleri karıştıran kimsedir. Çünkü, yalnız doğruyu söyliyenin düşmanları çok olur.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Benî İsrâil yetmiş iki millete ayrıldı. Benim ümmetim de yetmişüç millete ayrılacaktır. Bunlardan yetmişikisi ateşte yanacak, yalnız biri kurtulacaktır. Bunlar, benim ve Eshâbımın yolunda olanlardır). Yâni, İsrâil oğulları, dinde yetmişiki fırkaya ayrıldı. Müslümanlar da, dinde yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Yâni, çok fırkalara ayrılacaktır. Bunların hiçbiri kâfir değil ise de, Cehennemde uzun zaman yanacaklardır. Yalnız benim ve Eshâbımın îtikadında olan ve bizim gibi ibâdet eden fırkası Cehenneme girmiyecektir. Îtikat bilgilerinde ictihâd ederken, Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın îtikatlarından ayrılan din âlimleri, dinde zarûrî ve sözbirliği ile bilinen îtikattan ayrılırlarsa, kâfir olurlar. Bunlara (Mülhid) denir. [Bunların müşrik oldukları, (Bahr)de ve (Hindiyye)de yazılıdır. ] Zarûrî ve sözbirliği ile bildirilmemiş olan îtikattan ayrılırlarsa, kâfir olmazlar, îtikatta bid'at sahibi olurlar. Bunlara (Ehl-i kıble) de denir. Amel ve ibâdet bilgilerinde ictihâd ederken de, zarûrî ve sözbirliği ile bilinen ibâdetlere inanmıyan kâfir olur. Mülhid olur. Fakat, zarûrî ve sözbirliği ile bildirilmemiş olan ibâdetlerden ayrılan âlimler, eğer müctehid iseler, sevap kazanırlar. Müctehid değilseler, amelde bid'at sahibi, (Mezhepsiz) olurlar. Çünkü müctehid olmıyanın ictihâd etmesi câiz değildir. Bunun, bir müctehidin mezhebini taklîd etmesi lâzımdır. Hadis-i şerifte, (Lâ ilâhe illallah diyen kimseye, günah işlediği için kâfir demeyiniz! Buna kâfir diyenin kendisi kâfir olur) buyuruldu. Îtikatı bozuk olmadığı için, Cehenneme girmiyecek olan kimse, yaptığı günahlar sebebi ile Cehenneme girebilir. Eğer sâlih ise, yâni günahına tevbe etmiş ise yâhut affa veya şefaate kavuşursa, Cehenneme hiç girmez. Zarûrî olarak yâni câhillerin de bildiği ve sözbirliği ile bildirilmiş olan bir inanışı veya bir işi inkâr eden, kâfir ve mürted olacağı için, lâ-ilâhe illallah dese ve her ibâdeti yapsa ve her günahtan da sakınsa bile, buna lâ-ilâhe-illallah ehli ve ehl-i kıble ve bid'at ehli denmez. Suâl - Peygamberimiz, (Bid'atlerin hepsi dalâlettir) buyurdu. Fıkh âlimleri ise, bid'atlerin bir kısmına mubah, bir kısmına müstehab, bir kısmına da vâcib dediler. Bu iki sözü birleştirmek nasıl olur? Cevap - Bid'at sözünün iki mânası vardır. Birincisi, lugat mânası olup umûmîdir. Lugat mânası ile, âdette olsun, ibâdette olsun, her türlü yeniliğe bid'at denir. Âdet, karşılığında sevap beklenilmiyen işler demektir. Bunlar dünya menfaati için yapılır. İbâdet ise âhırette sevap kazanmak için yapılır. Lugatta bid'at demek, (Sadr-ül-evvel)den sonra ortaya çıkarılan her çeşit yenilikler demektir. Sadr-ül-evvel (Selef-i sâlihîn)in, yâni Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiîn ve Tebe'i tâbiîn zamanlarıdır. Bunların zamanında âdet olarak veya ibâdet olarak ortaya çıkan şeyler bid'at değildir.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Bid'at kelimesinin ikinci mânası, Sadr-ul-evvelden, yâni Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiînin ve Tebe'i tâbiînin zamanlarından sonra dinde meydana çıkan yeniliklerdir. Bu değiştirmeler îtikatta veya ibâdette olur. Yeni bir ibâdet meydana çıkarmak veya mevcut bir ibâdette ziyâdelik veya noksanlık yapmak (İbâdette bid'at) olur. Bunlardan dînin sahibinin, yâni Muhammed aleyhisselâmın, sözle veya iş ile, sarîh veya işaret ederek, izni olmadan ortaya çıkarılanlara (Bid'at-i seyyie) denir. Âdette bid'atlerin hiçbirine bid'at-i seyyie denilmez. Çünkü bunlar ibâdet için değil, dünya menfaati için yapılırlar. Yimekte, içmekte, giyinmekte, binâlarda yapılan yenilikler âdette bid'attir. Îtikatta olan bid'atlerin hepsi (Bid'at-i seyyie)dir. Yetmişiki dalâlet fırkasının îtikatları, bid'at-i seyyiedir. Dört mezhebin ibâdetlerde olan yenilikleri bid'at değildir. Çünkü bunlar, kendi akılları ile çıkarılmış olmayıp, (Edille-i şer'ıyye)den çıkarılmışlardır. Bunlar Nasslarda ziyâdelik olmayıp, Nassların açıklamalarıdır. Namaza dururken iftitâh tekbîrini birkaç defa söylemek, sevabı çok olmak için ise, bid'at olur. Vesvese ile, istemiyerek söylerse, günah olur. İbâdette olan bid'atte, dînin sahibinin, sarîh veya işaret ile, izni varsa, bunlara (Bid'at-i hasene) denir. Bid'at-i haseneler, müstehab veya vâcib olur. Câmilere minâre yapmak, müstehabdır. Bunları yapmak sevap olup, terk etmesi günah olmaz. Minâreye (Me'zene) de denir. Zeyd bin Sâbitin annesi diyor ki, (Medînede, Mescid-i Nebînin etrâfındaki evlerin en yükseği benim evim idi. Bilâl-i Habeşî, önceleri, evimin damına çıkıp ezan okurdu. Resûlullahın mescidi yapılınca, mescid üzerinde müezzin için yapılan yüksek yere çıkarak okudu). Müezzinlerin minâreye çıkıp ezan okumalarının sünnet olduğu buradan anlaşılmaktadır. [Ho-parlörle ezan okumak bid'atinin bu sünneti yok ettiğini acı acı görmekteyiz. ] Din mektepleri yapmak, din kitapları yazmak vâcib olan bid'atlerdendir. Bunları yapmak sevap, terk etmek günahtır. Bid'at ehlinin ve mülhidlerin, yâni küfür olan bid'at sahiplerinin şüphelerine karşı uyarıcı delîller ortaya koymak da böyledir. Yukarıda yazılı hadis-i şeriflerde bildirilen bid'atler, hep dinde olan bid'at-i seyyielerdir. Bunlar, ibâdetlere yardımcı değildirler. İbâdetlere yardımcı olan ve dînin sahibinin izni ile yapılan bid'at-i haseneler, dalâlet değildirler. (Benim sünnetime ve Hulefâ-i râşidînin sünnetlerine yapışınız!). Yâni akıllarınıza, nefslerinize uyarak dinde yaptığınız değişiklikleri bırakarak, benim yoluma sarılınız, hadis-i şerifi, âdette bid'atlerin dalâlet olmadıklarını göstermektedir. Çünkü Resûlullahın yolu, din bilgileridir. Âdetleri gösteren birşey bildirmemiştir. Resûlullah, insanlara, dinlerini bildirmek için gelmiştir. Dünyalarını bildirmek için gönderilmemiştir. Çünkü insanlar, dünya işlerini iyi bilirler. Fakat, Allahü teâlânın irâdesinin, emirlerinin ne olacağını bilmezler. Şimdi bid'at denince, îtikatta olan bid'atler anlaşılmaktadır. Bu sapık îtikat sahiplerine (Mübtedi') ve (Ehl-i hevâ) denilmektedir. Çünkü bunlar, islâmiyete değil, nefslerine uymaktadırlar. Yetmişiki sapık fırka böyledir. Bunlardan bazısının îtikadı küfre sebep olmaktadır. Öldükten sonra tekrar dirilmeye ve Allahü teâlânın sıfatlarına inanmıyanları ve âleme kadîm diyenleri böyledir. Böyle küfre sebep olan inanışa (İlhâd) denir. Böyle inananlara (Mülhid) denir. Açık olarak bildirilmiş olmayıp, şüpheli olduğu için, tevili lâzım gelen, yâni çeşidli mânalar arasından, uygun olan mânasını arayıp bulmak lâzım olan âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden yanlış mâna çıkaranların bu yanlış îtikadı küfre sebep olmaz. Kabir azâbına ve mîraca inanmıyanları böyledir. Fakat, küfre sebep olmıyan böyle îtikattaki bid'atler, en büyük günahlardan, meselâ mümini haksız yere öldürmekten ve zinâdan daha büyük günahtırlar. Bu bozuk îtikatlarını, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden zan ile çıkardıkları için, kâfir olmıyorlar. Şimdi çok kimse, bunlara yanlış tevil etmek sebebi ile değil de akla, fenne uymuyor diyerek inanmıyor. Îtikatlarına, îmanlarına, islâmiyeti değil de, aklı, fenni esas tutan böyle inanmıyanlar kâfir olur, mürted olur. Îtikatı küfre sebep olan mülhidler kendilerini müslüman sanmakta, ibâdetleri yapmakta ve günahlardan sakınmakta iseler de, bunların hiçbiri sahih olmaz. İbâdette bid'atin seyyie olanları, îtikatta bid'at kadar kötü değil ise de, bunlar da, münker ve dalâlettir. Bütün günahlardan sakınmaktan daha çok, bunlardan sakınılması lâzımdır. Hele ibâdette bid'at yapmak, bir müekked sünneti terk etmeye sebep oluyorsa, bu bid'atin günahı daha büyük olur.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Îtikatta bid'atin zıddı, aksi olan doğru îtikata (Ehl-i sünnet vel-cemaat) îtikadı denir. İbâdette bid'atin zıddına, aksine (Sünnet-ül-hüdâ) denir. Birincisi, Resûlullahın îtikadı, ikincisi, devam üzere yaptığı ve bâzan terk ettiği ve terk edenlere mani olmadığı ibâdetlerdir. Terk edilmesine mani olduklarına (Vâcib) denir. (Sünnet-i hüdâ)yı özürsüz terk etmek günah olmaz. Devamlı terk eden kıyâmet günü azarlanır. Ezan, ikâmet ve cemaat ile namaz kılmak ve beş vakit namazın sünnetleri böyledir. Fakat, bir mahallenin hepsi devamlı terk ederse, bunlarla harp edilir. Âdette bid'at işlemek, dalâlet değildir. Yapmamak verâ ve evla olur. İhtiyâcdan fazla yüksek binâ yapmak, doyuncaya kadar yimek, kahve, çay, sigara içmek âdette bid'attir. Bunlara haram veya mekruh diyemeyiz. Sultanın, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uygun olan emirleri ve yasakları mûteber olur. Nefsine ve aklına uyarak verdikleri emirlere, itaat etmek vâcib olmaz. Fakat isyân etmek de câiz değildir. Hattâ, zâlim olan sultanın cevrinden, eziyyetinden kurtulmak için itaat etmek câiz olur. Çünkü, insanın kendini tehlikeye atması câiz değildir. 366. sayfaya bakınız! Âyet-i kerimede itaat edilmesi emrolunan (Ülül-emr), müslüman olan sultan, âmir, hâkim demektir. Bunların hak ve adl olan emirlerine itaat etmek vâcibdir. Âdette bid'atin zıddı (Sünnet-üz-zâide)dir. Yâni, Resûlullahın devam üzere olan âdetleridir. Elbisesinin şeklleri ve giyinirken, süslenirken sağdan başlamak, sağ el ile yimek içmek, birşey alıp vermek ve sol el ile tahâretlenmek, sol ayakla halâya girmek böyle olup müstehabdırlar. [Görülüyor ki, erkeklerin ve kadınların elbiselerinin, zamanla değişmesi, fâsıkların elbiselerine benzemesi; âdette bid'attir. Kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka yerlerini tam örten geniş örtüler dinde bid'at olmaz. Günah olmaz. Böyle örtüleri kullanırken, o memleketin âdetine uymalıdır. Âdet olmıyan örtüyü, elbiseyi kullanmak, şöhrete ve fitneye sebep olur. Bu ikisi de haramdır. ] Buraya kadar bildirilenlerden anlaşılıyor ki, lugat mânasındaki umûmî bid'at, âdette ve dinde bid'at olmak üzere ikiye ayrılır. Bid'at deyince, dinde bid'at anlaşılır. Dinde bid'at de, îtikatta veya ibâdette olur. Îtikattaki bid'atlerin hepsi seyyiedir. İbâdette bid'at ise, Seyyie ve Hasene olarak ikiye ayrılır. Bid'at-i seyyie, îtikatta olan fakat küfre sebep olmıyan ve ibâdette olup islâmiyete yardımcı olmıyan bid'atlerdir. Îtikatta bid'at, küfre sebep olursa, ilhâd olur. Bid'at-i hasene, islâmiyete yardımcı olan yeniliklerdir. Bid'at-i hasene de, müstehab veya vâcib kısmlarına ayrılır. Minâre, müstehab olan bid'at-i hasenedir. Çünkü, müezzinin, ezanı, yükseğe çıkıp okuması sünnettir. Minâre, bu sünnete yardım etmektedir. [Ezanı, insanın tabî'î sesinin üstünde fazla sesle okumak sünnet değildir. Mekruhtur. Bunun için ezanı ho-parlör denilen elektrik âleti ile okumak, sünnete değil, mekruha yardımcı olmaktadır. Bunun için, ho-parlör kullanmak, bid'at-i seyyie olmakta ve minâreye çıkıp okumak sünnetine mani olmaktadır. Ezan sesinin her tarafa ulaştırılması emrolunmadı. Yalnız kendi mahallesine duyuracak kadar bağırması emrolundu. Müslümanların her mahallede mescid yapması, her mescidde müezzinlerin yüksek yere çıkarak ayrı ayrı ezan okumaları emrolundu. Bir yerde okunan ezanın her mahalleden işitilmesi için, müezzinlerin ho-parlörle okumaları veya bir yerde okunan ezanın her mesciddeki ho-parlörlerle her mahallede işitilmesi, bid'at-i seyyie olur. Çirkin bid'at olur. Allahü teâlâ, (Din kemâle geldi. İbâdetlerin nasıl yapılacağı bildirildi. Noksan birşey bırakılmadı) buyurdu. Selef-i sâlihîn de, bin seneden beri, emrolunduğu gibi ezan okudular ve namaz kıldılar. Bunların yaptıklarını beğenmeyip veya noksan, kifâyetsiz görüp, ho-parlörle ezan okumaya ve ho-parlörle namaz kılmaya kalkışmak çirkin bid'at olur. Yukarıdaki hadis-i şerifler, çirkin bid'at işliyenlerin hiçbir ibâdetlerinin kabûl olmıyacağını, bunların Cehenneme gideceklerini bildirmektedir. İslâmiyetin emrini dinlemeyip, her mahallede mescid yapılmadığı için, her yerden ezan sesi işitilmiyor diyerek, ezanı hoparlörle okumak bid'atini savunmaya kalkışmak, katı necâseti bevl ile yıkayıp temizlemeye kalkışmak gibidir. Evet, bevl ile yıkayınca, katı necâset görünmez olup câhillerin hoşuna gider. Hâlbuki, necâset her yere yayılmış, bevlin değdiği her yer necis olmuştur. ] Bid'at-i hasene olan yeniliklere Şâri' tarafından izin verilmiş, hattâ emrolunmuştur.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Suâl - Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe'i tâbiîn, müstehab ve vâcib olan bid'at-i haseneleri niçin yapmadılar? Cevap - Bunların bir kısmına onların ihtiyaçları yoktu. Meselâ, mektep yapmadılar, kitap yazmaya ihtiyaçları yoktu. Çünkü, âlimler, müctehidler çoktu. Herkes sorup, kolayca öğrenirdi. Paraları, malları da, büyük binâlar, minâreler yapacak kadar çok değildi. En mühim sebep de, onlar daha mühim işleri yaptılar. Bunları yapmaya vakitleri olmadı. Gece gündüz kâfirlerle, islâm dîninin yayılmasına mani olan devletlerle, diktatörlerle harp ettiler. Paralarının, mallarının hepsini bu cihâdlara sarf ettiler. Memleketler, şehirler feth ederek, milyonlarca insanı zâlim devletlerin pençesinden kurtarıp, müslüman yapmakla dünya ve âhiret saadetine kavuşturdular. İslâm nizâmını, islâm ahlâkını, Allahın kullarına ulaştırdılar. Başka şeyler yapmaya vakitleri olmadı. Resûlullah, (Bir kimse, islâmda sünnet-i hasene yaparsa, bunun sevabına ve bunu yapanların sevaplarına kavuşur. Bir kimse islâmda bir sünnet-i seyyie çığrı açarsa, bunun günahı ve bunu yapanların günahları kendisine verilir) buyurdu. Bid'at-i hasenelerin hepsi, bu hadis-i şerifteki sünnet-i haseneye dahildirler. Bir sünnet yapana, yâni bir çığır açana, bunu kıyâmete kadar yapanların sevaplarının veya günahlarının da verilmesi, bunu başkalarının da yapmaları için niyet etmesine bağlıdır. Bunun gibi, imam başkalarına imam olmaya niyet etmezse, yalnız kılmanın [veya bunun yirmiyedi katının] sevabına kavuşur. Cemaatin sevapları toplamına da kavuşması için, imam olmaya niyet etmesi lâzımdır. Bid'at-i seyyie işlemenin zararı, sünneti, hattâ vâcibi terk etmenin zararından daha çoktur. Yâni birşeyi yapmak sünnet mi, bid'at mi şüpheli olsa, bu şeyi yapmamak lâzımdır. Suâl - Din, Kitap ile, sünnet ile kemâle gelmiştir. Bu ikisinin izin vermediği ibâdetler bid'attir. Buna göre (Edille-i şer'iyye) dörttür demek doğru olur mu? Cevap - Ehl-i sünnet âlimleri, Edille-i şer'iyyenin dört olduğunu bildirdiler: Kitap, Sünnet, İcmâ'ı ümmet ve Kıyâs-ı Fukaha. Fakat, bunların son ikisi, ilk ikisinden çıkmaktadır. Bunun için Edille, hakîkatta, Kitap ve sünnet olmak üzere ikidir. İcmâ' yâni sözbirliği olan bir hükmün Kitaptan veya sünnetten bir delîle, bir senede oturtulması lâzımdır. Kıyâs da, icmâ için senet olabilir. Ebû Bekr-i Sıddîkin halîfe seçilmesindeki icmâ böyle olmuştur. Bir kişinin haber verdiği hadis de, icmâ için senet olur. Çünkü, icmâ'ın huccet olması, delîlinin kat'i olmasına bağlı değildir. İcmâ' olduğu için huccettir. Delîlinin kat'î olması şart olursa, icmâ'a lüzûm kalmaz. Bu delîl huccet olur. Kıyâs için de, Kitaptan veya sünnetten bir asl, esas lâzımdır. Çünkü, kıyâs, Kitapta ve sünnette mevcut bulunan kapalı, gizli hükmü izhâr eder. Bunlara bir hükm ilâve etmez. Yâni, ahkâmı izhâr eder, isbât [îcâd] etmez. Kıyâs, umûmî olan bir hükmü, fürû' için beyan eder. İcmâ'da, kıyâs için asl ve kaynak olur. Sünnet, Kitabın şerh ve beyanıdır. Şu hâlde, islâmiyetin aslı, yalnız Allahü teâlânın kitabıdır.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Acemi Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: zifiri karanlığın en dibinde(ki mavilikte)
Mesaj Sayısı: 429
Konu Sayısı: 7
Takım: Beşiktaş
Rep Gücü: 2430
Rep Puanı: 242914
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Bilgiler için sağolasın
__________________
Karanlıkta yürüyen bir gölgeyim aslında ... küçük yalanların ortasında biz büyümekten korkan yetişkinleriz ... |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Zamanımızdaki bazı câhil tekke şeyhleri, yalancı, sahte tasavvufcular, islâmiyete uymıyan hareketlerinden dolayı, kendilerine itiraz edilince, (Bunlar, ilm-i zâhirde haramdır. Biz, ilm-i bâtın sahipleriyiz. Bizim için helâldırlar) diyor. Böyle söylemek küfürdür. Böyle söyliyen ve işitip kabûl eden kâfir olur. Tevil etmesi veya bilmeden söylemesi özr olmaz. İnce şeyleri bilmemek ancak özr olur. Bu zındıklar, (Siz ilmi kitaplardan öğreniyorsunuz. Biz ise, sahibinden, yâni doğruca Muhammed aleyhisselâmdan alıyoruz. Buna kanaat etmez, râzı olmaz isek, Allahdan sorup öğreniyoruz. Kitap okumaya, üstâddan öğrenmeye ihtiyacımız yok. Allaha kavuşmak için, ilm-i zâhiri terk etmek ve islâmiyeti öğrenmemek lâzımdır. Bizim yolumuz bâtıl olsaydı, böyle yüksek hâllere, kerâmetlere kavuşabilir mi idik? Nûrları ve Peygamberlerin ruhlarını görebilir mi idik? Bir günah yaparsak, rü'yâda bize bildiriliyor. Sizin haram dediğiniz şeyi yapmamız için Allah bize rü'yâda izin veriyor. Bunun bize helâl olduğunu anlıyoruz) diyorlar. İslâmiyeti yıkıcı, yok edici böyle sözler ilhâddır. Yâni, Kitabın ve sünnetin açık mânalarını değiştirmektir. Dalâlettir. Yâni, müminlerin yolundan ayrılmaktır. İslâmiyet ile alay etmektir. Böyle bozuk sözlere inanmamalıdır. Bunların bozukluğunda şüphe etmek bile küfür olur. Bunları söyliyene ve inanana (Zındık) denir. Birinin böyle söylediğini başkasından haber alınca o söyliyene hemen zındık dememelidir. Böyle söylediği iki âdil şâhidin haber vermesi ile şer'an anlaşılmadıkça, hükm verilmez. Zındık, maddeye, tabî'ate tapınan Dehrî demektir. Allaha ve âhıret gününe inanmıyan sahte müslüman demektir. İslâmiyetin ahkâmı ilhâm ile anlaşılmaz. Evliyânın ilhâmı başkalarına huccet, senet olamaz. (İlhâm), Allah tarafından kalbe gelen bilgi demektir. Evet, Ehlullahın ilhâmları doğru olur. Bunların doğruluğu, islâmiyet bilgilerine uygun olmalarından anlaşılır. Fakat, Ehlullah, yâni Velî olmak için, islâmiyet bilgilerini öğrenmek ve bunlara uymak şarttır. (Takvâ sahiplerine Allahü teâlâ ilim ihsân eder) meâlindeki âyet-i kerime bunu isbât etmektedir. Sünnete, yâni islâmiyete sarılmıyan, bid'atten sakınmıyan kimsenin kalbine ilhâm gelmez. Bunun söyledikleri, nefsten ve şeytandan gelen bozuk şeylerdir. Mûsâ aleyhisselâm ile Hızırın konuşmaları, bu bildirdiklerimize uymuyor denilemez. Çünkü Hızır aleyhisselâm, bazı âlimlere göre, Mûsâ aleyhisselâmın ümmeti değildi. Ona uyması emrolunmamıştı. Muhammed aleyhisselâm ise, dünyanın her yerinde kıyâmete kadar gelecek olan bütün insanların ve cinnin Peygamberidir. (İlm-i ledünnî) ve (İlhâm), Muhammed aleyhisselâma tâbi olanlara ihsân olunur. Bu ihsâna kavuşanlar, Kitabı ve Sünneti yâni hadis-i şerifleri iyi anlar. İslâmiyet bilgileri, rü'yâ ile de anlaşılamaz. İslâmiyete uymıyan rü'yânın şeytanî olduğu anlaşılır. Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî 298 [m. 910] de Bağdâdda vefât etti. (İnsanı Allahın rızasına kavuşturan tek yol, Muhammed aleyhisselâma uymaktır) dedi. Bir kere de (Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uymıyan kimse, mürşid olamaz) buyurdu. [Kur'an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri müctehid olmıyanlar anlıyamaz. Yetmişiki sapık fırkanın kurucusu olan âlimler, müctehid olmadıkları için, yanlış anladılar. Milyonlarca müslümanın sapıtmalarına sebep oldular. Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uyabilmek için, dört mezhepten birine uymak lâzımdır. ] Evet, ümmî olan, yâni okumamış, öğrenmemiş bir kimse, ârif olabilir. Kur'an-ı kerimin mânasını anlıyabilir. Fakat, başkalarına rehber olamaz. Rehber olmak için, Kitabın ve sünnetin ahkâmını [dört mezhepten birinin fıkh kitaplarından] üstâddan öğrenmek lâzımdır. Çünkü, Selef-i sâlihînin ve Halef-i müttekînin yolu, Kitap ve sünnetin yoludur.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Evliyânın büyüklerinden olan Sırrî Sekatî, Mâruf-i Kerhînin talebesinden idi. 251 [m. 865] de Bağdâdda vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdînin dayısı ve rehberi idi. (Tasavvuf, üç şey demektir: Verâ sahibi olmak ve Kitaba ve Sünnete uymıyan birşey söylememek ve kerâmet olarak haram işlememektir) dedi. Haram işlemeye sebep olan kerâmete (Mekr) ve (İstidrac) denir. (Verâ), şüpheli olanlardan da sakınmak demektir. İmâm-ı Gazâlî, 505 [m. 1111] de Îranda Tûs, yâni Meşhedde vefât etti. (Mişkât-ül-envâr) kitabında diyor ki, (Kalb meleklere mahsûs bir evdir. Gadap, şehvet, haset, kibir gibi kötü sıfatlar, uluyan köpek gibidirler. Köpeklerin bulunduğu yere melekler girmez. Hadis-i şerifte, (Köpek ve resim bulunan eve melekler girmez) buyuruldu. Bu hadis-i şerifteki evin kalb olduğunu ve köpeğin de, kötü huylar demek olduğunu söylemiyorum. Açık mânalarına inanmakla berâber, yukarıdaki mânaları da ilâve ediyorum. Bu sözüm, Ehl-i sünnet vel-cemaati, Bâtınî denilen bid'at fırkasından ayırmaktadır. Bâtınîler açık mânaları terk edip, sapık mânalar uydurmaktadırlar. Bir âyetin açık mânası, başka âyetlerin açık mânalarına uymazsa, o zaman bu açık mânası bırakılıp tevil edilmesi, yâni çeşidli mânalarından uygun olanın verilmesi lâzım olur. Böyle zarûret olduğu zaman, açık mâna vermekte isrâr edenlere (Hışvî) denir. Bunun için, Kur'anın zâhir ve bâtın mânaları vardır denilmiştir. Hep zâhir mânasını veren Hışvî olur. Hep bâtın mânasını veren (Bâtınî) olur. Yerine göre, ikisini cem' eden, kâmil müslüman olur). Tasavvuf adamının sözünün islâmiyete uygun olup olmadığını ancak zâhir ve bâtın ilimlerinde mütehassıs olan anlar. Tasavvuf âlimlerinin kullandıkları kelimelerin mânalarını bilmiyen anlıyamaz. Böyle zül-cenâhayn olmıyan [İbni Teymiyye ve Abdülvehhâb oğlu gibi] kimseler, Bâyezîd-i Bistâmînin (Sübhânî mâ a'zama şânî) sözünü islâmiyete uymuyor sanır. Muhyiddîn-i Arabî, bu sözün mânasının kemâl-i tenzîh olduğunu uzun anlatmaktadır. İslâmiyete uymıyan kimse, hârik-ul-âde şeyler yapabilir. Bunlara kerâmet denmez. (İstidrâc) denir. Evliyâ olarak bilinen birisini görmek için, Bâyezîd-i Bistâmî giderken, onun karşıdan geldiğini ve Kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Geriye dönüp, bu adam, Resûlullahın edeblerinden birine uymadı. Velî olamaz dedi. Bâyezîd-i Bistâmî buyuruyor ki, (Kerâmetler gösteren biri, meselâ su üstünde yürüse, bir anda uzaklara gitse, havâda uçsa, islâmiyete uymadıkca, bunu Velî sanmayınız!). İslâmiyete uymak için, dört mezhepten birini taklîd etmek lâzımdır. Müctehid olmıyanların, Eshâb-ı kirâmı taklîd etmelerinin câiz olmadığı sözbirliği ile bildirildi. [Çünkü, Eshâb-ı kirâmın mezhepleri bilinmiyor. ] İctihâd kıyâmete kadar bâkîdir. [Fakat, ictihâd edebilmek şartlarını hâiz olan âlim azdır. Bunların yeni ictihâdlar yapmalarına da lüzûm yoktur. Kıyâmete kadar, hâsıl olacak herşeyin hükmü dört mezhepten birinde mevcuttur. ] Allahü teâlânın ençok sevdiği ibâdet, farzları yapmaktır. Nâfile ibâdetlerin kıymetlisi, farzlarla birlikte yapılıp, farzların içinde bulunan ve onları tamamlıyan nâfilelerdir.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Bilgili Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Medine
Mesaj Sayısı: 1.451
Konu Sayısı: 893
Rep Gücü: 3970
Rep Puanı: 396744
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Muhammed bin Fadl Belhî, 319 [m. 931] senesinde vefât etti. Buyuruyor ki, (İslâmiyet nûrlarının kalblerden ayrılıp, kalblerin kararmasına dört şey sebep oldu. Bildikleri ile amel etmemek. Bilmiyerek yapmak. Bilmediklerini öğrenmemek. Başkalarının öğrenmelerine mani olmak). İlm adamı tanınmak için ve mâla, makama kavuşmak için öğreniyorlar. [Din adamı olmayı, geçime ve siyâsete vâsıta yapıyorlar. ] Amel etmek için öğrenmiyorlar. İsmleri din adamıdır. Gittikleri yol, câhillerin yoludur. Allah rahîmdir, affı sever diyerek, büyük günah işliyorlar. Akıllarına, keyflerine göre hareket ediyorlar. Başkalarının da böyle yapmalarını istiyorlar. Kendilerine uymıyan hakîkî müslümanları kötülüyorlar. Hem de, doğru yolda olduklarını, huzura kavuşacaklarını zannediyorlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından derlenmiş olan doğru kitapları okumuyorlar, çocuklarına da okutmuyorlar. İçleri kötü, sözleri yaldızlı ve yalandır. Her gün başka şekle girerler. İnsanların yüzlerine gülerler. Arkalarından kötülerler. Bid'at karışmamış olan doğru kitapların okunmasına mani olurlar. [Bu kitapları okumayın! Bozuktur derler. ] Bunları neşredenleri ve okuyanları tehdîd ederler. Mezhepsizlerin zararlı kitaplarını, yaldızlı reklâmlarla överler. İslâmiyet bilgilerine hakâret ederler. Kısa akılları ile yazdıkları şeyleri ilim ve fen diyerek gençlerin önüne sürerler. Buraya kadar yazılanlardan anlaşılıyor ki, islâm âlimleri ve tasavvuf büyükleri hep islâmiyete yapışmışlardır. Bunun netîcesi olarak, yüksek derecelere kavuşmuşlardır. Bunlara dil uzatanların din câhili oldukları anlaşılır. Bu câhillerin yaldızlı sözlerine aldanmamalıdır. Bunlar, din hırsızlarıdır. Saadet yolunu kesici zındıklar veya mezhepsizlerdir. Kabir azâbına inanmıyorum diyen kâfir olur. Çünkü, bu sözde islâmiyetten haber vermek, tevil etmek değil, islâmiyete önem vermemek vardır. Kaderiyye yâni Mu'tezile fırkasından olanlar, (Allah şerleri, günahları yaratmaz. İnsan, kendi işini yaratır) dedikleri için, kâfir oluyorlar. Bâtınî fırkasında olanlar ruhların tenâsuhuna inanıp, insan öldükten sonra, tekrar dünyaya gelir dedikleri için ve Allahın ruhu oniki imama hulûl etmiştir dedikleri için ve onikinci imam gelinceye kadar, islâmiyete uymak lâzım değildir dedikleri için ve Cebrâîl vahyi Aliye getirmek için emrolunmuştu. Yanılarak Muhammed aleyhisselâma getirdi dedikleri için, kâfir oluyorlar. Böyle söylemiyenleri kâfir olmaz. Hâricîlerden, bütün müslümanlara tevilsiz olarak kâfir diyenler ve Aliyi, Osmanı, Talhayı, Zübeyri ve Âişeyi tekfîr edenler, kâfir oluyorlar. Yezîdiyye fırkasından olanlar, acemden bir Peygamber gelecek, Muhammed aleyhisselâmın dînini yok edecek dedikleri için, kâfir oluyorlar. Neccâriyye ve Mu'tezile fırkasından olanlar, Allahü teâlânın sıfatlarına inanmadıkları için, kâfir oluyorlar. Cebriyye fırkası, insan hiçbirşey yapamaz. İnsan istese de, istemese de herşeyi Allah yaratır. Günah işleyenler ve kâfirler Mâzurdurlar dedikleri için, kâfir oluyorlar. Mu'tezilenin bir kısmı, Allah hiçbirşeyi görmez. Allah Cennette görülmiyecektir dedikleri için, kâfir oluyorlar. Kaderiyye fırkası, ilim sıfatını red ederek, Allah birşeyi bilmez dedikleri için, kâfir oluyorlar. Mürcieden, Allah dilediği kâfirleri affedecektir ve dilediği müminlere ebedî azâb yapacaktır diyenler ve ibâdetlerimiz elbet kabûl olacak, günahlarımız da, elbet affolacak diyenler ve bütün farzlar nâfile ibâdettir, bunları yapmamak günah olmaz diyenler kâfir oluyorlar. Hâricîler, ameller, ibâdetler îmanın parçalarıdır. Herhangi bir farzı yapmıyan kâfir olur dedikleri ve büyük günah işlerken insanın îmanı gider, günah bitince tekrar gelir dedikleri için, bid'at fırkalarından olurlar. Mest üzerine mesh etmemek, çıplak ayağa mesh etmek küfür değildir, bid'attir. Çıplak ayağına mesh etmiş olan imamın arkasında kılınan namaz sahih olmaz. Bid'at sahipleri ile arkadaşlık etmek câiz değildir. Hadis-i şerifte, (Bid'at sahibinden sakınan kimsenin kalbini, Allahü teâlâ emân ve îman ile doldurur. Bid'at sahibine ihânet edeni, kıymetsiz tutanı, Allahü teâlâ kıyâmet gününün korkusundan korur) buyuruldu.
__________________
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler, Bağrına taş basarsın acılar bir gün diner, Giden gitsin aldırma yangınlarda söner, Sakın bakma ardına KRALLAR ÖNDE GİDER... |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|