ForumTayfa  

Geri git   ForumTayfa > Eğitim > Ödevler - Dersler - Tezler > Diğer Ödev Konuları
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04.01.08, 14:15   #1 (permalink)
Aslanlar Tayfası
 
Dr.TaKa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Yalnızlıktan. . . Mesajlar: 99,999
Mesaj Sayısı: 9.325
Konu Sayısı: 2451
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 14955
Rep Puanı: 1494485
Rep Derecesi : Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000Dr.TaKa 0-120000
Ruh Hali:


Bazı illerimiz ve önemli yerleri




BAZI İLLERİMİZ VE ÖNEMLİ YERLERİ
İSTANBUL
Galata Kulesi 1348 yılında Cenevizliler tarafından inşa edilmiştir. İstanbul'un fethinin ardından,Zaganos Paşa'nın buyruğuyla onarılan kuleye bir dizdar tayin edilmiştir. Galata surlarının baş kulesi olan Galata Kulesi 1509 yılında İstanbul'u sarsan ve Küçük Kıyamet adı verilen deprem de hasar görmüş, II.Beyazıt'in buyruğuyla Mimar Murat bin Hayrettin tarafından onarılmıştır.
Kule 15.yüzyılda tersane deposu, 16. yüzyılda zindan, 18.yüzyılda yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. 1794 ve 1831 yıllarında tümüyle yanmış, 1875 fırtınasında ve 1894 depreminde zarar görmüş, 1960'lı yıllarda tepeden tırnağa onarılmıştır. Kule bodrumuyla birlikte 61m yüksekliğinde ve 12 katlıdır.
Yer altı Camii, Bizans'ın kuşatma zamanlarında Haliç'e girişi engellemek için gerdikleri zincirin kuzey ucunun bağlandığı Kastellion Kalesi'nin bodrumudur. Bu bodrum 1757 yılında camiye çevrildi. İçinde İstanbul'un ilk Arap kuşatması sırasında şehit düştüğüne ve buraya gömüldüklerine inanılan iki sehabenin mezarı camiye çevrilen bu bina içinde yer alır.

Ayasofya Müzesi
Birkaç yüzyıl, dünyanın en büyük kilisesi olma özelliğini taşıyan Ayasofya, bugün Londra'daki St. Paul's, Roma'daki St. Peter's ve Milan'daki Doumo'nun ardından dünyanın dördüncü büyük eski kilisedir. Büyük Osmanlı mimarı Mimar Sinan'ın, hayatını Ayasofya'nın teknik başarılarını geçmeye adadığı söylenmektedir.
Ayasofya'nın bulunduğu yerde daha önce de aynı adı taşıyan iki kilise yapılmış, ancak bunlar yangın nedeniyle yok olmuşlardır. İmparator İustinianos, Roma İmparatorluğunu'nun eski siyasal bütünlüğünü sağlamaya çalışırken, bu iddialı planlarına uygun şekilde, görülmemiş büyüklükte bir kilise yaptırmaya girişti. Matematikçi Tralles'li Anthemius ve geometri bilgini Miletus'lu İsidoros'u kilisenin mimarı olarak görevlendirdi. Tamamlandıktan kısa süre sonra bir kısmı depremde çöken kilise, destek duvarları ve onarımlarla eski haline getirildi.
Bir Bizans efsanesine göre, İustinianos ayindeyken elinden kutsal ekmeği düşürür ve eğilip alana kadar, bir arı ekmeği alıp uçurur.
Bunun üzerine, bütün arı sahiplerinin kovanlarda bu ekmeği aramalarını buyurur. Birkaç gün sonra bir arıcı, elinde diğerlerine hiç benzemeyen bir petekle çıkar gelir ve işte bu petek, Ayasofya'nın planı olur. Ermeni edebiyatında, Ermeni mimar ve ustaların emeğinin geçtiğine dair kayıtlar vardır.
Görünümü ve boyutları insanda hayret uyandıran Ayasofya'nın yapımı süresince, imparatorluğun dört bir yanından eserler getirtildi ve inşasında 100 ustanın emrinde, 10.000 işçi çalıştı.
Binanı dış görünüşünden çok, içinin etkileyiciğine önem verilmiştir. Yüzölçümü 7570 metrekare olan müzenin uzunluğu 100 metreyi geçer. Bizans tarihinde Ayasofya'nın çok önemli bir yeri vardır; imparatorların taç giyme törenleri, zafer kutlamaları hep bu dikkate değer yapıda gerçekleşmiştir.
Bizans döneminde yaşanan önemli bir olay da ikonoklastik dönemde, tüm kutsal resimlerin kiliseden silinmesidir. 1204'te, Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında da büyük bir yağmaya sahne olmuştur.
Tanrı'ya inanan insanların yaptığı bu etkileyici yapı, müslüman Türkler tarafından da en görkemli ibadethane olarak benimsendi. Mimar Sinan, restorasyonunun yapılmasıyla görevlendirildi. Minare, mihrap, minber gibi İslami elementler eklenerek camiye çevrildi, Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin levhaları asıldı, resimlerin ve moziklerin üzerine çekilen badana koruyucu işlev gördü. 916 yıl boyunca kilise olarak kullanılan Ayasofya, 481 yıl boyunca da cami olarak kullanıldı ve 1935 yılında, bazı Müslümanların cami ve Ortodoksların kilise olarak kullanılmasını isemelerine rağmen, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle müzeye çevrildi.
Ayasofya'daki mozaiklerin çoğu ikonoklastik dönemden sonra yapılanlardır. Batı kanadındaki eski girişten, imparator ve ailesi için yapılan büyük ve güzel kapıdan girildiğinde karşılaşılan mozaikte; iki imparator, Konstantinos ve İustinianos'un, kucağında İsa'yı tutan Meryem'e, İstanbul surlarını ve Ayasofya'yı armağan ettikleri resmedilmiştir.
Sütunlar dünyanın farklı yerlerinden toplanıp, buraya getirilmiştir; Efes'teki Artemis Tapınağı'ndan, Heliopolis'teki Güneş Tapınağı'ndan, Baalbek'ten... Sütun başlıkları büyük bir ustalıkla oyulmuştur. Apsiste, kucağında çocuk İsa ile Meryem ve yine apsiste ünlü Cebrail mozaiği vardır. Kuzey duvarındaki nişlerde üç Hıristiyan aziz, İgnatios, Hrisostomos ve İgnatios Teoforos, kubbenin pandantiflerinde ise melekler resmedilmiştir. Bir başka ilgi çekici bölüm de Ortodoks kiliselerinde gynaeceum denilen, yukarıda yapılan kadınlar kısmıdır. İmparatoriçenin, imparator ailesinden kadınların,sıradan kadınların ve sinodların bölmelerinin bulunduğu bu galeriden, kuşbaşı kilisenin içi görülmektedir.
Türkler Ayasofya'ya çok değer vermişler, pek çok padişah, şehzade ve hanım sultan türbesini caminin bahçesinde yapmışlardır. Ayasofya'yla ilişkisi olan herkesin, Bizanslılar, Latinler, Ermeniler ve Türkler'in katkıda bulunduğu bir folklorik nitelikte, efsanelerin oluşturduğu edebiyat vardır.
Kökeni Bizans olan bir efsaneye göre, savaşı kazanan Türkler Ayasofya'ya geldiğinde patrik dua etmekteymiş ve güneyde Ayasofya kitaplığı önünde bir kapıyı çekip ortadan kaybolmuş. Bu kapı bir daha açılmamış. Ancak kubbenin üzerine yeniden haç konduğunda açılacak ve o anda patrik geri gelip duasını tamamlayacakmış.
Farklı imparatorluklarda ayakta kalan, farklı milletler tarafından benimsenen ve farklı kültürlere esin kaynağı olan Ayasofya, Pazartesi dışında hergün 9.30 - 16.30 arasında gezilebilir.
Ortalık çok hareketli, çevreden farklı diller yükseliyor, herkesin elinde bir fotoğraf makinesi, her taşın resmini çekiyor, turistler yabancı bir ülkede olmanın çekingenliğini üstlerinden atmış, daha fazlasını görebilmek için zamanla yarışıyor. Her tarihi mekanın çevresinde bir turist dairesi, ortalarında da bir rehber anlatıyor da anlatıyor. Sultanahmet'te Türkler de Türkçe konuşmuyor; yanlarından fotoğraf makinesiyle geçen herkes, buranın yerlisi için potansiyel turist...
"Roma, Bizans, Osmanlı İmparatorlukları. Yalnız kendilerininkini değil, pek çok ülkenin tarihini yazan İmparatorlukların başkenti, İstanbul!"
Sultanahmet, tarihi yarımadanın batı ucu, farklı İmparatorlukların en önemli dini, idari ve sivil yapılarının yer aldığı ve bugün de izlerine rastlanan Meydan. Turistler tarihi izlemek için burada, hatta belki de kendi tarihlerini... İstanbul'a sahip olan onu hep çok sevmiş, Sultanahmet'i dünyanın dört bir yanından getirilen eserlerle donatmış; Ayasofya, Haseki Hürrem Hamamı, Sultanahmet Camii, Hippodrome, Dikilitaş... Turistlerin ilk gezmek istediği yerin Sultanahmet olmasına şaşmamak gerek.
Bir gün kendinize vakit ayırın ve yarım saat uzağınızdaki Sultanahmet'i gezin, üzerinde yaşadığımız tarihin ne kadar renkli ve ilginç, somutlaştığı mekan ve yapıların da ne kadar etkileyici olduğuna inanamayacaksınız.
ÇANAKKALE
Assos Harabeleri
Görmeden dönmemeniz gereken ilk yer Assos Harabeleridir.
M.Ö 1000 yıllarından itibaren bu bölgeye yoğun olarak Ege Denizinin öte yanından gelen insanlar yerleşmeye başladı.
Önce Midilliler yerleşti rivayetlere göre. Zaten gidince göreceksiniz. Midilli hemen karşınızda duruyor.
Daha sonra Persler ele geçiriyor Assos'u ve kent'i yağmalıyorlar. Ardından İskender Perslerle savaşıp şehri ele geçiriyor ve sırasıyla Romalılar, Bizans hüküm sürüyor bu şehirde. En son 1330'da Osmanlı egemenliği altına giriyor.
Behramkale Köyü
Enteresan bir yer burası. Turizm ile son yıllarda kendini aşıyor. Büyük şehirlerden gelenler burada
eski evler satın alıp restore ediyorlar. Harabelere çıkarken bu tip bir kaç ev gözünüze çarpacak zaten.
Truva / Troya
Çanakkale'ye gidipte Truva'yı görmemek olmaz tabii ki. Düşünsenize, efsaneye göre Anadolu'lu bir çoban ( Paris ) Grekı bir kızı ( Helena ) kaçıracak ve bu sebepten yıllar boyu sürecek tarihin en kanlı, en ilginç ( Homeros'un İlyada'sını okursanız Tanrıların bu işte nasıl parmağı olduğunu göreceksiniz. ) en romantik savaşı başlayacak. Ve bu savaş Çanakkale Boğazı'nın hemen önünde yapılacak. Ve bu savaştan dünya efsaneleri dağarcığına en kuvvetli efsanelerden biri ( Truva atı ) hediye edilecek. Çanakkale'den yarım saat mesafede olan bu ören yerini mutlaka gezin.
Truva'nın Tarihçesi
Truva Hisarlık Mevkiindedir. Homeros'un İlyada ve Odisea'sına konu olan efsanelerle olduğu kadar Türkiye'de yapılan ilk kazılardan biri oluşu ve ayrıca arkeolojide Schileamann adını yol açtığı çeşitli skandal ve olaylara tanık olması nedeni ile Troya büyük önem taşır.
Kazılar sonucunda M.Ö. 3200'den, M.S. 4. yüzyıla kadar ki safha içerisinde 9 kültür katı ve bu katlar içerisinde toplam 46 yapı katı tespit edilmiştir.
Yapılan kazılar sonucu 9 kültür katı saptanmış ve kırktan fazla yerleşme evreleri ortaya çıkarılmıştır.
TROYA I ( M.Ö. 3000 - 2500 ) 10 evreden oluşan bir katman. Erken Bronz Dönemi'nin ilk yerleşmelerindendir. Küçük bir alanı kaplayan kentin, çağdaşlarından çok daha gelişmiş olduğu saptanmıştır.
TROYA II ( M.Ö. 2500 - 2200 ) Kent planlaması gösteren ilk yerleşmelerdendir. Troya I'den daha geniş bir alana yayılmıştır. Bu katman yedi evreden oluşmaktadır.
TROYA III ( M.Ö. 2200 - 2050 ) Daha geniş bir alana yayılan kent yine surlarla çevrilidir. Yerleşme planı daha düzensiz bloklardan oluşmaktadır.
TROYA IV ( M.Ö. 2050 - 1900 ) III. Yerleşme üzerine kurulan bu kat 17.000 m2'lik bir alana yayılmıştır. Kazılarda beş evre saptanmıştır.
TROYA V ( M.Ö. 1900 - 1800 ) Hem yapı, hem duvar tekniğinde belirgin bir gelişme görülmektedir. Duvarlar ince ve düzgün görünümlüdür.
TROYA VII a ( 1300 - 1260 ) Kazılar sonucu kale kentin kuzey doğusunda çok sayıda ev kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Bunlar iç içe, aceleyle kurulmuşçasına, özensiz, kaba yapılardır.
TROYA VII b ( 1260 - 1190 ) VII a'nın 0,50-1 m. üstünde kurulmuştur. Bir önceki dönemin plan yapısı belirgindir.
TROYA VIII ( M.Ö. 700 - 350 ) Uzun süre yaşamın görülmediği yörede, Grekler'le birlikte yeniden bir canlanma izlenmektedir.
TROYA IX ( M.Ö. 350 - M.S. 400 ) Troyalılar'ı ataları sayan Romalılar kente önem vermişlerdir. Yenilenme sırasında Troya VI ve VII'nin önemli yapıları yok edilmiştir. Dönemin en önemli yapısı Athena Tapınağı'dır. Bu dönem yapıları arasında meclis, tiyatro ve belediye sayılabilir.
GELİBOLU ANITLARI ve ŞEHİTLİKLER
Çanakkale Savaşında ölenler adına dikilmiş çok sayıda anıt bulunmaktadır.
Ecebat'a sadece 10 km uzaklıktadır. Önemlileri arasında:
Conkbayırı'nda YENİ ZELANDA Şehitliği, Kanlı Sırt'ta LONE PINE ( Yalnız Çam Anıtı ), Conkbayırı Tepesi'nde MEHMETÇİK PARKI, Bolayır ve Gelibolu savaşlarında ölenler için yapılan GELİBOLU ŞEHİTLİĞİ, Arıburnu, Cesaret Tepe'deki MEHMET ÇAVUŞ ANITI...
TARİHÇE
Assos doğayla tarihin iç içe geçtiği, insanı büyüleyen tarihi bir yerdir. Milattan önce 1. binden itibaren özellikle Ege'deki adalardan buraya göç olduğu düşünülmektedir.
Gelmiş geçmiş en büyük filozoflardan biri, Aristo hayatının bir dönemini burda geçirmiştir. Milattan önce 347 ve 344 yılları arasında bir felsefe okulu kurmuş ve işletmiştir. Amacı Eflatun'un ( Platon ) ünlü eseri Devlet'te ( Republic ) sözünü ettiği ideal devlet şeklini hayata geçirmekti. Bu amaçla Atina'dan kalkıp buraya gelmiştir.
Aristo o dönemin yöneticisinin kuzeni ile evlenmiş ve ondan bir kız çocuğu olmuş.
Önce Midilliler yerleşiyor buraya, daha sonra Persler ele geçiriyor Assos'u ve Kent'i yağmalıyorlar ardından İskender Perslerle savaşıp şehri ele geçiriyor ve sırasıyla Romalılar, Bizans hüküm sürüyor bu şehirde ve en son 1330'da Osmanlı egemenliği altına giriyor bu tarihi yer.
Athena Tapınağı
Athena Tapınağı M.Ö. 6 ıncı yüzyıla tarihlenir. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi'ni koruyucu özelliğine bakan bu Dorik tapınak eski ihtişamı ile restore edilmiştir.
Assos Atina tapınağı Anadoludaki en eski Dorik tarzdaki tapınakların başında gelir.
Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek muhteşemdir. Aynı şekilde güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin üstünde Edremit Körfezi'nin şahane görüntüsü ile birlikte çok hoş bir uyum yaratır. Tepeden denize doğru Agoralar, bir tiyatro ve bir de Gymnasium görülebilir.
Akropol'un kuzey köşesinde, ören yerinin çıkışında 14 üncü yüzyıl, Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılmış olan bir cami vardır. Gözlem alanınızın içerisinde bir köprü ve bir de kale bulunur. Harabelerin alt kısmında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.
Behramkale ve Assos
Burası Türk sanatçılarının canlı, samimi ve bohem havaları nedeniyle onların ortak yeri olmasıyla da üne kavuşmuştur. Behramkale'nin 25 km batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2 inci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı'nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar'ın 15 km batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.

TRABZON
Trabzon Müzesi: Bir manastır kilisesi olan Trabzon Ayasofya Kilisesi, Trabzon Kommenosİmparatorluğu'nun önemli krallarından Manuel'in zamanında (1238-1263 yılları arasında) inşa edilmiştir. Çan Kulesi Kilisesi'nin batı tarafındadır ve 1427 yılında yapılmıştır.
Kilisenin kuzeyinde bulunan üç apsisli şapel kalıntısı daha erken bir döneme ait olmalıdır. Yapı, Trabzon, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilince camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur. 1958-62 yılları arasında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün teklifi ile aynı genel müdürlük ve İngiltere Edinburg Üniversitesi'nin işbirliği sonucu restore edilerek, 1964 yılından sonra müze haline getirilmiştir.
Uzun Göl: Trabzon'a 99 Km. ve Çaykara ilçesine 19 Km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m. Yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır.
Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl "Uzungöl" olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındakı "serah" köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar.
Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir. Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlarındaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır. Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, Kafkas dağ horozu gibi hayvan türleri barınmaktadır.
Ayasofya Müzesi:
İstanbul'un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra kaçan ve Trabzon'da 1204 yılında yeni bir devlet kuran Kommenos ailesinden Kral I.Manuel (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan ve bir manastır kilisesi olan Ayasofya adı "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir.
Geç Bizans Kiliselerinin en güzel örneklerinden biri olan yapi, kare-haç planlı olup, yüksek bir kubbeye sahiptir. Kuzey, bati ve güneyinde revaklı üç kirişi bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüş ve çatıya farklı yükseltiler verilerek kiremitle örtülmüştür.
Sümela Manastırı: Altındere Köyü sınırları içinde sarp bir tepenin orta kesimindeki mağara etrafında kurulmuştur. İlk oluşumu 4.yüzyıla kadar indirilirse de, bugün ayakta olan kalıntılar en erken 13-14.yüzyıllara aittir. Vadiden görülen dıştaki balkonlu kısım ise Osmanlı Döneminde, 19.yüzyıl ortalarında özellikle iç mekanlarda Türk mimarisi esas alınarak yapılmıştır.
Manastır topluluğunu; ana kaya kilisesi (mağara), iki sapel, ayazma, hizmet birimleri, keşiş ve öğrenci odaları ile misafirhane oluşturur. Ayrıca manastıra vadideki dereden su getiren kemerler dışta görülebilir. Kaya kilisesi ve ona bağlı sapelin iç ve dış duvarları İncil'den alınan konuların işlendiği fresklerle kaplıdır. Doğal konumu ve kültürel zenginliği ile dünyaca ünlü olan manastır, 1923 yılında boşaltılmıştır.
Daha sonra geçirdiği yangın, doğa koşulları ve çeşitli yağmalar sonucu kısa sürede harabe halini almıştır. 1972 yılında ören yeri olarak ziyarete açılan yapıda Kültür Bakanlığınca başlatılan geniş programlı restorasyon çalışması devam etmektedir.
Vazelon Manastırı: Trabzon'un Maçka ilçesine 14.km uzaklıkta ve Kiremitli Köyü sınırları içinde, bir kayalığın önünde inşa edilmiştir. İlk yapılışı daha erken bir tarihe inmesine rağmen, bugünkü yapılar topluluğu 14. ve 19. yüzyıllara aittir. Bir kilise, topluluktan ayrı olarak inşa edilmiş bir sapel, üç katli öğrenci odaları ile çeşitli hizmet birimlerinden oluşur. Bugün oldukça tahrip edilmiştir.
St. Anna/Küçük Ayvasıl Kilisesi: Çarşı mahallesi Hartama sokaktadır. Trabzon'da ayaktaolan en eski kilise yapısıdır. 7. yüzyılda inşa edilmiş, 9. yüzyılda onarım geçirmiştir. Üç apsisli, bazilikal planlı, küçük boyutlu bir kilisedir. İç duvarındaki fresklerin büyük bölümü tahrip olmuştur. Güneydeki giriş kapısının üzerinde Roma Dönemine ait kabartmalı mermer bir levha bulunmaktadır. Kültür Bakanlığına tahsisli olan yapı henüz restorasyon geçirmemiştir.
Bizans döneminde inşa edilen önemli kiliselerin çoğu Osmanlı Döneminde camiye dönüştürülerek kullanılmıştır. Bunların başlıcaları; Ortahisar Fatih Camii (eski Chrisakephalos Kilisesi) ve Yeni Cuma Camii (eski Evgenios Kilisesi) dir.
Trabzon'da camiye dönüştürülerek kullanılan diğer ortaçağ kiliseleri; Çömlekçi Mahallesinde 14. yüzyıla ait St. Philip Kilisesi (Kudreteyn Camii), Pazarkapı mahallesinde küçük boyutlu St. Andrew Kilisesi (Molla Siyah Camii) ve Bahçecik mahallesinde bugün Küçük Fatih Camii olarak bilinen yine küçük boyutlu bir mahalle kilisesidir.
Cephanelik: Fatih Kulesi veya Irene Kulesi olarak bilinen ve kitabesi olmadığından hakkında kesin bir bilgi bulunmayan kulenin İmparatoriçe Irene (1340-1341) tarafından Trabzon aristokrasisinin toplantı yeri olarak yaptırıldığı söylenmektedir. Ayrıca Yıldız Sarayı albümünde fotoğrafları bulunan yapının, II.Abdülhamit tarafından, Fatih zamanından kalma bir yapının yerine yaptırıldığı da söylenmektedir.
25 m. Yüksekliğinde iç içe yer alan kalın duvarlı iki dairevi kuleden oluşan binanın, 1877 yılında cephanelik olarak kullanıldığı bilinmektedir. Trabzon'un Ruslar tarafından işgali sırasında (1916-1918) da cephanelik olarak kullanılan yapı, 1918 yılında bir patlamayla hasar görmüştür.
Sera Gölü: Trabzon'un batı sahilinde ,şehir merkezine 8 km. uzaklıkta bulunan Yıldızlı Belediyesi sınırları içerisinde, denize 2 km. mesafededir.1950 yılında meydana gelen bir toprak kayması sonucunda oluşmuştur.
Zağnos Paşa Köprüsü: Zağnos Paşa Köprüsü, fetihten hemen sonra 1467 yılında Trabzon Valisi Zağnos Paşa tarafından yaptırılan bu köprü eski şehrin batıya açılmasını sağlamıştır.
Hacı Kasım Camii: İlk camii Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'daki valiliği sırasında defterdar olan Hacı Kasım tarafından 1531 yılında yaptırılmış ; bu caminin ihtiyacı karşılamaması üzerine 1842 yılında Vali Hazinedarzade Süleyman Paşa tarafından yeniden inşa ettirilmiştir.
Çal Mağarası: Çal mağarası, bir yer altı su kanalıdır. Mağaranın girişi geniş olmakla birlikte giderek daralmakta belli bir uzaklıktan sonra genişlik 1 m. Kadar düşmektedir. Tavan yükseklikleri kırık sistemlerine bağlı olarak büyük değişkenlik göstermektedir. Girişten sonra 200 m. De iki kola ayrılmaktadır. Sola ayrılan kol yaklaşık 125 m. Uzunluktadır. Bu kolun sonundaki odada dolinden gelen suyun aktığı bir baca vardır. Sağ kolun ulaşılabilen kısmı yaklaşık 300 m.dir. Bu kolun yaklaşık 60 m.sinde küçük bir göl ve çağlayan yer almaktadır.
Mağaranın içindeki yeraltı nehrinin taşıdığı su mevsimsel olarak değişmektedir. Derinlik kuru mevsimlerde 25-30 cm. arasında değişirken yağışlı mevsimlerde 50-75 cm. varmaktadır.
Kaplıcalar ve İçmeler:
Ayazma İçmesi ve Madensuyu: Akçaabat İlçesi sınırları içerisinde Karadağ Yaylası'ndadır. Dünyada en az madeni bulunan, gazlı bir sudur. CO2 gazı fazladır. Doğal bir sofra suyudur. Mide rahatsızlıklarında şifa verir. Su sıcalığı 6 derecedir.
Ekşisu: Trabzon kenti yakınındadır. Sülfatlı, klorürlü, bikarbonat ve mağnezyum bileşimlerinden oluşur. Serbest CO2'de bulunduğu için içimi hoş bir sudur. Madensuyu olarak değerlendirilir. Mide ve bağırsak rahatsızlıklarında faydalıdır. Su sıcalığı 14 derecedir.
Kisarna Madensuyu: İl merkezine 7 km. uzaklıkta, Kisarna Köyü'ndedir. Bizans döneminden beri bilinmektedir. Ülkemizin ünlü bir maden suyudur. CO2 gazı zengindir. Silis oranı da yüksektir. Bulunduğu yer denizden 80 m. yüksektedir. Su sıcaklığı 15 derecedir. Mide, sindirim yolları ve böbrek hastalıklarında çok faydalıdır. Kaynak çevresinde dinlenme tesisleri bulunur. Şişelenerek pazarlanır.
Kisarna Köyü İçmesi: Kisarna Madensuyu kaynağına yakındır. Çevre halkı tarafından ilgi görür. Bikarbonatlı, sülfatlı ve gazlı bir sudur. Fazla içilirse müshil etkisi görülür. Karlsbad tipi sular arasında yer alır. Su sıcalığı 14 derecedir. Özellikle karaciğer, safra yolları hastalıklarında, bağırsajk rahatsızlıklarında üstün bir değer taşır.
GÜMÜŞHANE
Karaca Mağarası: Torul İlçesine bağlı Cebeli Köyü sınırları içerisinde barındırdığı Karaca Mağarası şehir merkezine 17 km. mesafede, denizden 1550 m. yükseklikte olan ve Gümüşhane turizminin lokomotifi durumunda bir mekandır.
Mağara damlataşı şekillerinin en güzel ve en görkemli, görenleri büyüleyici örneklere sahiptir. Mağara görenlerin tekrar görmek istedikleri, UNESCO'nun Dünya Miras Listesine girecek güzellikte ve değerde bir mekandır. Bu nedenle Gümüşhane turizminin adeta dinamosu durumundadır. Sağlık turizmi yönünden özellikle solunum rahatsızlıklarına (astım gibi) iyi gelmektedir.
Tomara Şelalesi: Şelale Doğu Karadeniz Bölgesi Gümüşhane İli Şiran İlçesine 25 km mesafede bulunan Seydibaba Köyündedir.
Tomara Şelalesi adeta kayaları patlatarak 15-20 m. genişliğinde bir alandan çıkarak yaklaşık 25-25 metre yükseklikten kar veya süt rengini almış bir su varlığı şeklinde 2 km uzaklıktan duyulan su ninnileri sesleri ile yatağına dökülmektedir. Suyun akış vadisi içerisinde oluşturduğu akış kıvrımları , akış rejimi vadinin rafting yapılabilecek konumda olmasını sağlamaktadır. Şelale ve çevresinin zengin flora ile oluşturduğu uyumlu peyzajı görülmeye değer güzelliktedir.
Artabel Gölleri: Gümüşhane ili Torul ilçesi Gülaçar Köyü'nden geçen Artebel Deresi menbasında bulunan ve yörede Yıldız gölleri, Beş göller, Karanlık Göller gibi adlarla alınan krater gölleri Gümüşhane il merkezine yaklaşık 60 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Gülaçar köyüne bağlı Artebel Mahallesi'nden sonra orman yolu ile ilk şelaleye ulaşmak mümkündür bu noktadan itibaren ilk krater gölü olan Karanlık gö1e 90 dakikalık bir yürüyüşle ulaşmak mümkündür.
Örümcek Ormanları: Gümüşhane ili Kürtün İlçesi sınırları içerisinde yer alan örümcek Ormanlarında Avrupanın en yüksek göknarları (61,5 m.) ve Türkiye'nin en uzun ladinleri (57,6 m. ) yer almaktadır. Örümcek Ormanları İl merkezine 60 km. mesafede olup, karayolu ile ağaçların bulunduğu bölgeye gidilebilir.
Baltahan Çeşmesi: Daldaban Mahallesi'nde, Sadullah Efendi Camii'nin güney-batısında yer alan Daltaban Çeşmesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında, "Cihad-ı Ekber" hatırasına yapılmıştır. Yapılış tarihi, güney cephesi kitabesinde 1331-1333 olarak belirtilmiştir. Rumi olarak kabul etmek durumunda olduğumuz bu tarih 1915-1917 miladi yıllarının karşılığıdır.
Kanberli Köprüsü: Gümüşhane'nin Canca Mahallesindedir. Harşit Çayı üzerinde yer alan köprü, tek gözlü yontma taşlarla inşa edilmiş, Osmanlılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Kısmi bir onarımdan. geçirilen bu köprünün kitabesi yoktur.
Santa Harabeleri: Santa Harabeleri 17. yy'dan beri dini, ticari ve kültürel önem taşıyan bir yerleşim yeridir. Santa Harabeleri bugünkü Dumanlı köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. 7 adet mahallesi vardır. İl Merkezine uzaklığı 80 km.'dir. Ulaşım Yağmurdere Bucağı üzerindedir. Her mahalle tümüyle taştan inşa edilmiş tek katlı konutlar, taş cepheli 1 veya 2 kilise, her sokak başında 1 çeşme vardır. Tarihi eserler yönünden zengin olan Santa doğal konumları itibariyle de yayla özelliği taşımaktadır.
Sadak Harabeleri: Satala olarak bilinen Antik Kent Doğu Karadeniz Bölgesi Gümüşhane İli Kelkit İlçesinin 17 km. Güneydoğusundadır. Bu günün Sadak Köyü Antik Devirde Satala adını taşıyordu. Eski Roma İmparatorluğunun doğudaki en önemli askeri ordugahı Anadolu ve Kapadokya 'dan Karadeniz'e geçen askeri yolların birleştiği bir kenttir.
Kent çevresinde tiyatro, opera ve yapı kalıntıları , motifli tuğlalar, prezeler , sütun başlıkları, hayvan heykelcikleri , mühürler, sikkeler, yüzükler, pişmiş topraktan yazıtlar,Roma ve Erken Bizans dönemine aittir.
Antik kenten Su Kemerleri, ünlü Yunan heykeltıraşı Fidyes tarafından yapılan ve şu anda Londra Brithiş Museum'da bulunan güzellik tanrıçası Afrodit' in heykeli, antik havuz, mezar sikkeleri,günümüze ulaşan tarihi kalıntılardır.
İmera Manastırı: Olucak (İmera) Manastırı; il merkezine 38 km. uzaklıkta Olucak Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Antik kentte kubbeli ve kubbesi tonozlarla örtülü manastır bulunmaktadır. Kitabesinden 1350'de yapıldığı anlaşılmaktadır. Çok sayıda tarihi ve kültürel değeri bulunan antik şehir arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir.
Kadırga Yaylası: Gümüşhane ilinin 200 adet irili ufaklı yaylasının odak noktası olan Kürtün ilçesinin Süme Köyü sınırları içinde yer alan Kadırga Yaylası şenlikleri özel hafta olarak nitelenen otçular (çokluk) haftası Temmuz ayının 3. haftasında 35-40 bin kişinin katılımıyla kutlanır.
Şenliklerde halk yöresel kıyafetler giyerek halkoyunları oynar, el sanatları sergileri açılarak yöresel ürünler sergilenir ve halk pazarları kurulur. Bundan başka Erikbeli ve Taşköprü yaylaları da meşhurdur.
Akçakale Mağarası: Doğuda şehir merkezine yaklaşık 10 km mesafededir. Merkeze bağlı Akçale Köyünün Arsa mahallesi sınırları içinde yer almaktadır. 1996'da bulunan mağara deniz seviyesinden 1585 metre yüksektedir. Mağaranın girişi ile en derin yeri arasında 95 metre yükseklik farkı vardır. Kendine has sarkıt ve dikitleri çok güzel manzaralar oluşturmaktadır.
Gelin Ebe Türbesi: Şiran'a bağlı Seydi Baba Köyü'nde yer alan bu türbe, dikdörtgen plan üzerine kesme taştan yapılmış olup üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Türbe 120 cm yüksekliğinde, 230 cm eninde ve 365 cm boyunda bir kaide üzerine, 330 cm boyunda 190 cm eninde ve 105 cm yüksekliğinde duvarlarla yükselmektedir. Çatısı onarım görmüştür. Batı cephesi taşları yer yer sökülmüştür.
Kaplıcalar ve İçmeler:
Libana İçmesi: Gümüşhane'ye bağlı Haşere Köyü'ndedir. Açıkta kaynar. Gazlı bir sudur. Taş düşürülmesinde etkilidir. Çok soğuk bir sudur içimi hoştur. Mide için çok iyi gelir.
RİZE
Rize Kalesi: Şehir merkezinin güney batısında yer alır. İç Kale ve Aşağı Kale'den meydanagelmektedir. Yoğun yerleşim sebebiyle Aşağı Kale tamamen yok olmuş, batı tarafında bazı sur parçaları günümüze gelebilmiştir. İç Kale ise ziyarete açık olduğu gibi, dinlenme yeri olarak da tanzim edilmiştir ve iyi bir Rize manzarasına sahiptir.
Bozuk Kale: İl merkezinin 10 km doğusunda Gündoğdu mevkiinde aynı adla anılan derenin kenarında yer alır. Denizden 30 metre yükseklikte kurulmuş küçük bir gözetleme kulesidir
İskender Cafer Paşa Camii: İslam Paşa Mahallesinde geniş bir hazire içinde İslam Paşa veya Kurşunlu Camii olarak da anılmaktadır. H.978/M.1570 yılında İskender Cafer Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami ahşap bir son cemaat mahalli, taş duvarlı ve kubbe ile örtülü bir harim kısmından meydana gelmektedir. Caminin duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Harimin kuzey batı köşesinden minareye çıkılmaktadır.
Eski Rize Evleri: Şehir merkezinde çok az sayıda eski ev koruma altına alınmıştır. Bunların da iki üç adedi korunup yaşatılmaktadır. Rize evlerinin yapımında geleneksel yapı malzemeleri ve teknikleri kullanılmıştır. Yığma taş ve dolma göz tekniğinde yapılmış duvarlar, dört yana eğimli kiremitle kaplı çatılara sahiptir.
Bu evlerin en eskilerinden biri Tuzcuoğullarının evidir. 18 yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ev üç katlı olarak yapılmış, mabeynli bir evdir. İçerisinde çok sayıda oda, tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Evin dışında bir mutfak ve konak hamamı da yer almaktadır. Eski vilayet yakınında iki eski ev Kültür Bakanlığı tarafından alınarak restore edilmiş ve Rize müzesi olarak kullanılmaktadır. Bunlar, 19.yüzyıl sonrasında yapılmış üç katlı mabeynli evlerdir.
Zil Kale: Çamlıhemşin ilçesinde bulunan bölgenin en dikkate değer eserlerinden biridir. İlçe merkezinin 15 km güneyinde Fırtına Deresinin batı yamaçları üzerinde kurulmuştur. Kalenin üzerinde inşa edildiği sarp kaya kütlesi, denizden 750 metre, dere yatağından ise yaklaşık 100 metre yüksektir.
Kale, dış surlar, orta surlar ve iç kaleden meydana gelmektedir. Dış kalenin kapısına kuzey batı yönündeki patika bir yolla ulaşılır. Kuzeydeki kapının söğe taşları sökülmüştür. Bir teras yardımıyla orta sular seviyesine çıkılır ve ikinci bir kapı ile kale içerisine girilir.
Orta kale içerisinde üç önemli yapı bulunmaktadır. Bunlar muhafız binası, şapel ve başkuledir. Kulenin dört katlı olduğu duvarlardaki hatıl izleri ve kiriş deliklerinden anlaşılmaktadır. İçerisinde ince bir bölüntü duvarı ve dolgu toprak vardır.
Duvarlar üzerinde doğu yönünde kemerli pencereler, diğer taraflarda mazgal delikleri bulunmaktadır. Kulenin üstünün dendanlı bir teras şeklinde olduğu belirlenmiştir. Duvarlar içerisinde dikey uzanan boru yuvaları belki de kapanmış sarnıçlara su akıtıyordu.
Kalenin kesin yapılış tarihini belirtecek veriler yoktur, 14., 15. Yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Bölgenin ilk çağları gibi orta çağları da karanlıktır.
Kale-i Bala (Yukarı Kale): Çamlıhemşin ilçesine 40 km mesafede Hisarcık köyü sınırları içerisinde Fırtına Deresinin kaynaklarına hakim bir noktada kurulmuştur. Kaynaklarda geçen bir diğer adı da Varoş Kale'dir. Kalenin kurulduğu yer ve duvar işçiliği bakımından Zil Kale ile ilişkisi açıktır. Zil Kale ile aynı tarihlerde yapılmış olma ihtimali kuvvetlidir.
Şenyuva Köprüsü: Eski adıyla Cinciva Köprüsü, bölgenin yaygın taş köprülerinden biridir. Tek bir kemerle Fırtına Deresi geçilmiştir. Köyün yaşlıları H.1111/M.1699 tarihli bir kitabesinin 1946 yılındaki bir selde kaybolduğunu kaydederler. Eğer bu doğru ise, yapı bölgedeki en eski köprülerden birisidir.
Şenyuva Köprüsü: Eski adıyla Cinciva Köprüsü, bölgenin yaygın taş köprülerinden biridir. Tek bir kemerle Fırtına Deresi geçilmiştir. Köyün yaşlıları H.1111/M.1699 tarihli bir kitabesinin 1946 yılındaki bir selde kaybolduğunu kaydederler. Eğer bu doğru ise, yapı bölgedeki en eski köprülerden birisidir.
Kız Kalesi: Pazar ilçe merkezinin batısında küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Kayalık bir zemin üzerinde bulunan kalenin kara ile bağlantısı kesilmiştir.
Yaklaşık 7x7 metre ebadındaki kalenin duvarlarında muntazam taş işçiliği görülür. Giriş kapısı batıdadır ve güney surları yıkılmıştır. Kız Kalesi'ni kimin yaptığı bilinmemekte, 13-14. Yüzyıllarda Trabzon devleti zamanında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kale, Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmıştır.
Kaplıcalar ve İçmeler:
Ayder Kaplıcası: Çamlıhemşin ilçesinin güneybatısındadır. Çamlıhemşin ilçe merkezine yaklaşık 18 km. uzaklıktadır. Ayder Yaylası'nda bulunan ve suyun tabii olarak 50° C sıcaklıkta bulunduğu bir kaplıcadır. Çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenen kaplıca için Özel İdare tarafından tesis yaptırılmıştır. Su sıcaklığı 33 derecedir. Böbrek, deri, kalp ve kan dolaşımı, solunum yolları, kadın, sinir ve kas yorgunluğubağırsak ve mide hastalıklarıyla, romatizmaya şifalıdır.
Andon Ilıcası: Rize'ye 20 km uzaklıkta bulunan Andon içmelerinin suyu renksiz, kokusuz ve berraktır. Günübirlik gezi ve turlar için elverişli bir yerdir. Buradaki suyun böbrek hastalarına iyi geldiği söylenmektedir. Su sıcaklığı 15 derecedir. Bulunduğu yer deniz düzeyinden 800 m. yüksekliktedir..
Cimil Ilıcası: İkizdere ilçesinin Cimil yaylasındadır. Özellikle bel ağrılarına, romatizma hastalıklarına, mafsal tutukluklarına ve mide ağrısına iyi gelmektedir.
İkizdere İçmesi: Şimşirli İlçesi'ndedir. İl merkezine 54 km. uzaklıktadır. Bol karbondioksit gazı ihtiva eder. Sindirim ve karaciğer hastalıklarında önerilir
AMASYA
Amasya Kalesi: Şehir merkezinde olup, Zübeyde Hanım Caddesi Mis-Un fabrikası yanındanayrılan yolu takiben gidilen mesire yerinin doğal güzelliği, otopark ve içme suyu bulunmaktadır. Hıdırellez, Mart dokuzu gibi sayılı günlerde halkın günübirlik piknik yaptığı bir yerdir. Kaleden 70 m. aşağıda Yeşilırmağa ve kral mezarlarına kadar uzanan M.Ö. III. yüzyıla ait merdivenli yer altı yolu, burç ve cami kalıntıları vardır.
Alpaslan Müzesi: Amasya İli, Taşova İlçesi, Alpaslan Beldesi Belediye Müzesi'nin ilk çekirdeği 1964'te yöreden toplanan arkeolojik ve etnografik eserlerle oluşturulmuştur. 1991 yılında Osmanlı Döneminden kalma bir hamam müze olarak yeniden düzenlenmiş ve 1994'te de Alpaslan Beldesi Belediye Müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Müzede yörenin kültür ve medeniyet tarihine ışık tutan Eski Tunç, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait seramik, bronz ve altın eserler sergilenmektedir. Ayrıca yine yörede bulunan çeşitli fosiller sergilenmektedir. Yöresel köy odası teşhirinde Selçuklu ve Osmanlı Dönemi ahşap işçiliğini yansıtan örneklere yer verilmektedir.
Hazeranlar Konağı: Yalı boyu evleri dizisindeki en güzel konak olan Hazeranlar Konağı Osmanlı döneminin en zarif sivil mimari örneklerinden birisidir. Konak Defterdar Hasan Talat Efendi tarafından kız kardeşi Hazeran Hanım adına 1872 yılında yaptırılmıştır. Katlarda oturma ve yatak odaları, avlu, kahve odası, ocaklı oda, ebeveyn ve selamlık odaları ile hela sofa etrafında yer almaktadır.
Kızlar Sarayı: Kralkaya Mezarları çıkış yolu üzerinde şehir merkezinden 100 metre yükseklikte yer alır. ören yeri olan ve hamam kalıntılarının bulunduğu ve halen kazı çalışmalarının devam ettiği ören yeridir.
Kral Kaya Mezarları: Adından da anlaşılacağı üzere binlerce yıl önceki insanlar kralları içindağları (sanatsal bir biçimde) oyarak mezar hazırlamışlar. Amasya İli'nin birçok yerinde irili ufaklı olarak yapılmış olan kaya mezarları Amasyalı tarihçi Strabon'un vermiş olduğu bilgilere göre, Pontus krallarının mezarlarıdır. Strabon'un sözünü ettiği, "Kızlar Sarayı" diye bilinen anıtsal nitelikteki beş kaya mezarıdır. Buradaki kral kaya mezarları şehre egemen bir noktada yapılmış ve varlıklarını günümüze değin devam ettirmişlerdir. Şehrin hemen hemen her yerinden gözüken bu mezarlar Amasya'ya mistik bir hava vermektedir.
Yassıçal (Yaylagöl Sosyal Tesisleri): Amasya-Taşova karayolunun 7. Km.'sinden sağa ayrılan karayolu güzergahından ve il merkezine 16 Km. uzaklıkta bulunan tesis 1050 rakımlı olup, bir yıldızlı Yatırım Belgeli Oteli 150 kişilik kapalı lokanta, (Tel.2416003) önünde havuzu kenarlarında ahşap çardaklar, yapay şelale, çocuk oyun bahçesi, piknik alanı, otopark, wc futbol, voleybol, kamp imkanı bulunmaktadır.
Kaynar Gölü: Amasya - Tokat karayolunun 14. Km.sinin sağında bulunan ve içerisinde balıkların yer aldığı göl ile yeme-içme tesisi bulunan piknik alanıdır.
Gök Medrese Camii: 1267 yılında Amasya Valisi Seyfettin Torumtay tarafından yaptırılmıştır. Cami, Medrese ve mezar odası ile kapalı bir külliye şeklindedir. Üzeri dokuz kubbe ile örtülüdür. Bitişiğinde bulunan kümbet mavi ve göz alıcı renklerle süslendiği için Gökmedrese adını almıştır. Cephesi gayet güzel taş işçiliği ile bezenmiştir. 1962 yılından 1978 yılına kadar müze olarak kullanılmış, 1980 yılından sonra da tekrar ibadete açılmıştır.
Sarılık: Tokat yolu üzerinde merkez ilçeye 13 Km. uzaklıkta günübirlik mesire yerlerindendir.
Terziköy Kaplıcası: Terziköy kaplıcası İl Merkezine 36 Km. uzaklıkta olan Otel, motel, bungalov konaklama tesisleri, kapalı yüzme havuzları, özel kabinler; lokanta, gazino, kafeterya, geniş yeşil alanı, çocuk oyun bahçesi, park, otopark ve piknik alanları ile yerli ve yabancı ziyaretçilere hizmet sunmaktadır.
Yedi Kuğular Kuş Cenneti (Yedikır Barajı): Amasya -Suluova karayoluna 7 Km. uzaklıkta bulunur. Baraj gölü çevresinde yer alan doğal güzelliği, yürüyüş parkuru, DSİ sosyal tesisleri ve balık üretim tesisleri ile amatör balık avcılığı, nedeniyle bölgenin çekici piknik alanı durumundadır. Göl; kuğu, yabankazı, yabanördeği, angut, karabatak ve balıkçıl vb. gibi 16 familyaya ait 34'den fazla kuş türünün barındığı bir kuş cenneti haline gelmiştir.
(602-610) kızı Helena tarafından yaptırılmış Kilise 1116 yılında Fetih Gazi tarafından camiye çevrilmiştir.
Aynalı Mağara: Amasya vadisinde yer alan mağaralardan en önemlisi ve en meşhuru Aynalı Mağara'dır. Bilindiği ve araştırmalardan anlaşıldığına göre burası bir kral mezarından öte ikamet edilmek üzere oyulmuştur. Büyük blok kaya parçası oyulmak suretiyle yerden 10-15 metre yüksekliğe ulaşan ihtişamlı bir mağaradır. Güneş ışıklarının vurmasıyla parlayan cephesinden dolayı "aynalı" ismi verilmiştir. Mağaranın içi renkli resimlerle süslenmiştir. Hz. İsa'nın 12 havarisinden birinin Hristiyanlığı bu mağaradan yaydığı söylenir.
Burmalı Minare: Selçuklu Emirlerinden Necmeddin Ferruh Bey tarafından yaptırılmıştır. Damadı İzzeddin Mehmed Pervane Bey de 1300 yılında vakıflarını tanzim etmiştir. Zelzeleler, yangınlardan sık sık harap olmuş ve tamir görmüştür. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, minaresinin ahşap ve isminin de Mahkeme Camii olduğundan bahseder. 1730 yılındaki büyük yangında tekrar yanan caminin ahşap minaresi bu sefer taştan burma olmak üzere yaptırılmış ve caminin ismi de minaresinin şeklinden alınmış oldu. 1939 depreminden de büyük zarar görmüş ve 1958 yılında onarılmıştır.
Borabay Gölü: Amasya - Taşova karayolunun 44.Km.sinden sola ayrılan Taşova - Samsun karayolunu takiben 14. Km.den tekrar sola ayrılarak ulaşılan ve 1050 rakıma sahip bir doğa harikası olan Borabay Gölü ve çevresi Bakanlar Kurulunca Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. Ormanlık alan içerisinde her biri 3 yataklı 9 adet bungalov tipi evler, gazinosu kamp imkanı, piknik alanları, doğa yürüyüşü ve dinlenme imkanları nedeniyle yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğrak merkezi durumundadır.
Kaplıcalar ve İçmeler:
Terziköy Kaplıcası: İl merkezine 36 Km. uzaklıkta Terziköy Kaplıcası yerleşim yerinde mülkiyeti İl Özel İdare Müdürlüğüne ait tesislerde; tüm odalarında termal suyun bulunduğu 75 yataklı Otel, 45 yataklı motel, gazino, lokanta, yüzme havuzları, özel kabinler, park, çocuk oyun bahçesi, otopark, alış-veriş yeri, özel pansiyonları ile kaplıca turizminin ilgi odağı olması yanında günübirlik piknik alanları yönü ile de hizmet vermektedir. Turizm Bakanlığınca Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Halk arasında erkeklik kudretini artırdığına inanıldığı için, müşterisi boldur. Oteli ve pansiyonları vardır. Mide, böbrek hastalıklarıyla romatizma ve kalp rahatsızlıklarına iyi gelir. Su ısısı 37 derecedir.
Gözlek Kaplıcası: Amasya-Göynücek yolunun 18.km.sinde bisit yapı şeklinde olup konaklama imkanı yoktur. Mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Hamamözü (Arkut Bey) Kaplıcası: İl merkezine 93 km. uzaklıkta Hamamözü İlçe merkezinde bulunmaktadır. Konaklama özel pansiyonlarda yapılabilmektedir. yeni modern tesis yapılmaktadır. Otuz köylük Hamamözü vadisinde bulunan kaplıcaların, yüzyıllardan bu yana işletildiği tarihsel kazılardan anlaşılmıştır. Biri kadınlara, diğeri erkeklere ait iki kubbeli hamamı bulunan kaplıcalar, her yıl binlerce kişiye şifa dağıtır. İçme ve banyo olarak kullanılır. Her türlü ağrılara, nefrit ve kadın hastalıklarına iyi gelen kaplıcaların bulunduğu yer, deniz seviyesinden 640 m. yüksektedir. Oteli ve pansiyonları vardır.
TOKAT
Ballıca Mağarası: Yaz kış ortalama 18 derece sıcaklığın hüküm sürdüğü Ballıca Mağarası, haşmetini gizleyen küçük bir galeriyle açılıyor. Giriş kısmının hemen arkasındaki Havuzlu Salon'da, sıcaklığın biraz daha yüksek olması (20o C) ve nem oranının düşüklüğü (yüzde 54) yüzünden, damlataşları oluşturan kalsit kristalleri arasındaki bağ zayıflamış ve pul pul soyulmuşlar. Havuzlu Salon'dan sonra, dar bir geçitten geçerek Büyük Damlataşlar Salonu'na ulaşıyoruz. Dev boyutlu sarkıt ve dikitlerin arasında bir an başınız dönüyor. Nesnelerin büyüklüğü ve kendi ebatlarınız konusunda garip bir illüzyon yaşıyorsunuz. Bu bölümdeki oluşumların renk çeşitliliği de insanı hayrete düşürüyor. Kırmızı demir minerallerinden, sarı renk ise demirin bir başka türü olan "limonit"ten kaynaklanıyor. Mavi ve yeşil renkler ise, bakırın türevleri olan "azurit" ve "malakit"li sulardan oluşmuştur.
Tokat Müzesi: Selçuklu vezirlerinden Muineddin Süleyman Pervane tarafından 1277´de yaptırılan külliyenin, tıp eğitiminin verildiği şifahanesi mavi çinileri nedeniyle Gökmedrese adıyla da biliniyor. Bu anıtsal yapı bugün arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği müze. Müzede İlk Tunç Çağı´ndan itibaren Hitit, Phyryg, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait eserler bulunuyor.
Sulusaray: Tokat'ın 68. Km. güneybatısında bulunmaktadır. Höyüğün M.Ö. 3000 yılında Eski Tunç, M.Ö. 2000 yılında Hitit, M.Ö. 1000 yılında Frigler zamanında iskan edilmiş olduğu, kazılarda ortaya çıkan pişmiş toprak eserlerle tespit edilmiş olup, çıkan bu eserler Tokat Müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca Antik kentte yapılan çalışmalarda antik kentin sur duvarları, bir kilise kalıntısı, bir hamam ayrıca tabanı mozaiklerle kaplı olan sağlık merkezinin varlığı tespit edilmiştir. Bu mozaikler Sulusaray'da kapalı bir salonda teşhir edilmektedir.
Yağlıbasan Medresesi: Danişmentliler zamanında, Nizamettin Yağıbasan´ın saltanat yıllarında (1142-1164) yaptırılan, Selçuklulardan İzzettin Keykavus zamanında onarılan medrese Anadolu´nun, günümüze kalan en eski Türk yapılarından.
Tokat Kalesi: İS 5. veya 6. yüzyıllarda inşa edilen, 500 yıl Bizans egemenliğinde kalan 28 burçlu kale, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından da kullanıldı. Tokat şehrinin merkezine yakın bir yerde dik ve sarp kayalar üzerinde inşa edilmiştir.Kalenin, bugün molozlarla dolu bulunan gizli geçidi, kayalara oyulu 362 basamaklı merdivenle kente kadar iniyordu.
Komana: Tokat'tan Karadeniz'e açılan Niksar yolunun 9.km'sinde, Yeşilırmak'ın ortasından aktığı cennet gibi bir saha içerisindedir. Aynı zamanda ilimizin en önemli mesire yeridir. Milattan önceki yıllarda kurulmuş antik Komana kentinin bulunduğu alanlardır. 1940'larda yapılan yüzey araştırmalarında burada Hellenistik ve Roma dönemlerine ait kalıntılar bulunmuştur. Kentin içinde tapınaklar ve saraylar bulunmaktadır.
Meydan Camii (Hatuniye Camii): Sultan II.Bayezıt'ın annesi Gülbahar Hatun tarafından yaptırılmış cami kayıtlarda "Hatuniye Camii" olarak geçer. Meydan mahallesinde, adını aldığı geniş bir alanda 1474 yılında yaptırılan cami, 1939 ve 1943 yıllarındaki depremlerden büyük hasar görmüştür.
Latifoğlu Konağı: 19. Yüzyıl Türk barok mimarisinin şaheseri olan Anadolu Konaklarının tüm mimari özelliklerini ihtiva eden iki katlı ahşap karkas ve ker*** malzeme ile inşa edilmiştir. Halen Müze ev olarak kullanılmaktadır. Konakta ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini görmek mümkündür.
Taşhan: Gazi Osman Paşa bulvarı üzerinde olan tarihi Taşhan, Osmanlı devrinin en güzel eseridir. Tokat şehir merkezinde ve müzenin yanındadır. Şehre gelen yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeridir. Dikdörtgen planlı, iki katlı, ortası açık avlulu ve ker*** kullanılarak yapılan eserin 93 kapısı vardır. Günümüzde halen kullanılmakta ve binada çeşitli el sanatları üretilerek sergilenmektedir.
Masat Höyük: Tokat'ın Zile İlçesi Yalınyazı Kasabasında yer alan Masat Höyük'de M.Ö.3000'de Eski Tunç Çağı, M.Ö. 2000'de Hitit çağı, M.Ö. 1000'de Frig Çağını yaşayan 3 dönem mevcuttur. Masat Höyükte Kayseri'de Hitit imparatorluğuna bağlı bir uç beyinin sarayı bulunmuştur. Pişmiş toprak, metal ve cam eserlerin yanında Hitit Hiyeroglif (Resim Yazısı) yazısı ile yazılmış tablet en önemli eserdir.
Kaplıcalar ve İçmeler:
Sulusaray Kaplıcaları: Artova İlçesi'ne bağlı Sulusaray Bucağı'ndadır. Çermikönü Kaplıcası olarak ta anılır. Soğuk ve sıcak su kaynaklıdır. Tarihi eskilere dayanan kaplıca, Roma ve Bizans dönemlerinde, daha sonrada Osmanlı ve Selçuklu döneminde faaliyetini sürdürmüştür.
Sodyum klorür ve sülfatlı, bikarbonatlı sulardandır. Bulunduğu yer deniz düzeyinden 750 m. yüksektedir. Romatizma, nevralji ve cilt hastalıkları için büyük fayda sağlar. Modern konaklama tesisleri ile donatılmıştır.
Reşadiye Kaplıcası: Reşadiye ilçesinin 1,5 km. uzağındadır. İki hamamı ve havuzları vardır. Bikarbonat ve klorürlü bir sudur. Banyosu, romatizma, nevralji, deri ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Başören İçmesi (Sarılık Suyu): Merkez ilçeye bağlı Başören Köyü'ndedir. Sindirim organları rahatsızlıklarıyla, böbreklerdeki taşların düşürülmesinde yararlı bir sudur.
Ayvaz Madensuyu: Niksar İlçesi'ne 2 km. uzaklıktadır. Yüksek tansiyona, safrakesesi, bağırsak rahatsızlıkarına faydalıdır. Şişelerle satılıp pazarlanan bir madensuyudur
ORDU
Ordu Müzesi: Ordu il Merkezi - Selimiye Mahallesi'nde Taşocak Caddesi ile Erkoçak Sokağı'nın kesiştiği köşede yükselen Paşaoğlu Konağı, 1896 yılında Paşaoğlu Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bahçesiyle birlikte 625metrekare'lik bir alan üzerine inşa edilen konağın taşları Ünye'den, ahşap malzemesi Romanya'dan getirilmiş ve yapımı İstanbullu bir usta tarafından gerçekleştirilmiştir.
19.yy sivil mimarimizin en güzel örneklerinden biri olan Paşaoğlu Konağı, zemin dahil olmak üç katlıdır. Zemin kata doğuda, birinci kata ise kuzeyde ve batıda bulunan kapılarla giriş sağlamaktadır. Konak; birinci ve ikinci katı ayıran silme ile birlikte, binanın köşelerinde yer alan kaideli ve başlıklı yarım sütunları, bitkisel motifli konsollarla desteklenen ve söve taşı ile çevrelenen üstü saçaklı pençeleriyle zengin bir taş işçiliğini sergilemektedir.
Keyfalan Yaylası: Ordu'nun güneyindeki Mesudiye ilçesine 114 Km., Mesudiye'den Keyfalan yaylasına 20 km.lik yolla ulaşılır. Yaylaya yaz aylarında dolmuş seferleri bulunmaktadır.
Kurul Kayası: Eski Yerleşim Alanı, merkez ilçe Bayadı Köyü Kurul Kayası üzerinde yer almaktadır. Bu alanda ana kayanın oyulması ile yapılmış bir sarnıç ve su yolu olduğu tahmin edilen basamaklarla aşağıya inen bir dehliz bulunmaktadır. Bunların yanı sıra bina kalıntıları ve değişik dönemlere ait seramik parçaları yüzeyde görülmektedir.
Atik İbrahim Paşa Cami: Şehrin orta yerinde bulunduğu için halk tarafından Orta Cami olarak adlandırılmakta olup, 1800 yılında Atik İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin ilk mihrabı, Selçuklu Mimarisi tarzında yapılmış ve uzun yıllar camide kalmışsa da 1340 yılında sökülerek bugünkü Selimiye Camisine yerleştirilmiştir. Aynıyıllarda ampir devri mimarisinde, yumuşak taşlarla o günün mimari anlayışı içerisinde zengin motiflerle hazırlanan süslü mihrap konulmuştur. Caminin çift şerefeli tek minaresi vardır.
Perşembe Yaylası: Ordu'ya 124 km. mesafededir. (Ordu - Fatsa 56 km., Fatsa-Aybastı 50 Km., Aybastı - Perşembe yaylası 18 km.) Ulaşım asfalt yolla sağlanmaktadır. İlçeler arasında düzenli minibüs seferleri mevcut olup, ayrıca, Tokat ili, Reşadiye ilçesi ve Aybastı'dan da dolmuşlarla yaylaya ulaşılabilir. Önemli bir panayır yeri olan yaylada Karga Tepesi, eşine az rastlanan manzaraya sahiptir. Yaylada; bakkal, manav, kasap, kır kahvesi, et lokantası ve PTT hizmetleri bulunmaktadır.
Paşa Konağı ev Etnografya Müzesi: İldeki tescilli eserler arasında son derece zengin bir taş işçiliğine sahip olan Konak 1896 yılında yaptırılmıştır. 18 Kasım 1987 yılında Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi olarak hizmete açılmıştır.Üç katlı olan konak etnografik eserlerin sergilenmesi için düzenlenmiştir. Yöresel kadın ve erkek giysileri, silahlar, takılar, el yazması Kuranı Kerimler, eski yazı takımları vb. gibi eşyalar sergilenmektedir. İkinci kat ise sofa, Paşa Nine odası, günlük oda, misafir odası, yatak odası, yüklük gibi düzenlemeler içinde 19.yy. konağının özelliğini taşımaktadır.
Yason Burnu: Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı, Perşembe ilçesi Çaytepe Köyü sınırları içinde yer alan bu sit alanı, denize uzanan küçük bir yarımada şeklindedir. İkinci derece doğal ve arkeolojik sit alanı olarak korumaya alınmıştır. Bu alan üzerinde bir kilise, bahçe duvarı kalıntısı ile birlikte halen ayaktadır. Bunun yanı sıra deniz kıyısı boyunca uzanan duvar kalıntılarından bazı kısımlar, antik liman ve balık üretme havuzları günümüze kadar gelmiştir.
Cotyora (Bozukkale): Ordu ilinin ilk kurulduğu yerdir. İl merkezine 2 km uzaklıkta, doğal bir liman görünümündedir.
Kurul Kaya: Uzunisa bucağına bağlı Bayadı köyündeki antik yerleşme alanında, yer altı galerileri vardır.
Hamidiye Camii: 1891'de kaymakam Cordanzade Mir Mehmed Bey tarafından yaptırılmıştır. Duvarları taştan örülen cami, ahşap çatılıdır ve çift minarelidir.
Bolaman Kalesi: Fatsa'ya bağlı Bolaman'dadır. Pontos Rumları tarafından yaptırıldığı sanılıyor. Kale içinde 200 yıl önce Hazindarlar tarafından yaptırılan ahşap bir konak vardır.
Yason Kilisesi: Perşembe'nin 22 km batısında bir yarımadadadır. Mitolojiye göre, Argos adlı gemiyle altın postun peşine düşen ve Ordu kıyılarına çıkan gemicilerden Yason adına yaptırılmıştır.
Gölköy Kalesi: Gölköy - Aybastı yolu üzerindedir. Bizans döneminde yaptırıldığı sanılıyor. 'Mana', 'Fataş' ve 'Tokyanus' adlarıyla da anılır.
Kaplıcalar ve İçmeler:
Sarmaşık Köyü Kaplıcası: Fatsa İlçesi, Sarmaşık Köyü'ndedir. Bolman Çayı'na yakın olması nedeni ile Bolaman Kaplıcası olarak ta anılır. Fatsa'ya 13 km. uzaklıktadır. Ordu'ya uzaklığı ise 50 km.dir. Su sıcaklığı 48 derecedir. Suları sodyum sülfatlı, bromürlüdür. Mide, bağırsak, cilt ve şeker hastalıklarına faydalıdır.
Şıhman İçmesi: Ordu İli'ne bağlı, Şıhman Köyü yakınındadır. Suyu, bol miktarda CO2 gazı içerir. İçimi hoş, doğal bir sodadır. Çevre halkı bu suya büyük ilgi gösterir. Su sıcaklığı 13 derecedir. Sindirim ve idrar yolları hastalıklarına faydalıdır.
Eşemen İçmeleri : Akkuş İlçesi'ndedir. Böbrek, karaciğer, mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelir.
Çemik Kaynağı: Gölköy İlçesi'ndedir. Romatizma, deri ve kadın hastalıklarında

MUĞLA
FETHİYE
Kral Amintas'ın mezarı
Eski kaynaklar Fethiye'nin tarihini ( Antik Telmessus ) Likya dönemine kadar
götürmektedir. Kaya mezarları ile ünlenen Likya döneminde Fethiye içinde en önemli kalıntılardan
birini görebiliyoruz. Milattan önce 4. yüzyıla tarihlenen bu kaya mezar şehrin doğu yamacındaki tepelerden birinin üzerindedir. Her iki yanında Korint başlıkları vardır. İçerde bir aile mezarı şeklinde tasarlanmış mezar bulunur.

Ölüdeniz
Ölüdeniz, Türkiye sahillerinin en güzellerinden birine sahiptir.
Bir iç deniz şeklindedir. Kumunun rengi pembe ve beyaz karışımıdır.
Maalesef turizmin patlamasıyla birlikte binlerce insan tarafından ziyaret edilmekte ve her geçen gün eski güzelliğinden birşeyler yitirmektedir. Bu yüzden Ölüdenizin uç tarafı halka kapatılmıştır.
Umarız zaman içinde bu şahane körfez eski temizliğine geri döner.

Kaya Köy
Eski bir Yunan Köyüymüş burası. Mübadele sırasında Yunanlılar terketmişler.
Sonradan Türkler gelmiş ve bu köye yerleşmişler. Hala yaşayan insanlar var.
Eğer Mavi Tur'a çıktıysanız Kaya köye sahilden ulaşabilirsiniz.
Minicik bir koy var, kaptanlar bileceklerdir. Nirengi noktası olarak şunu söyleyelim.
Koyun içinde ufak bir kafeterya var. Bu kafeteryanın hemen arkasında uzaktan bakınca da görebileceğiniz tek katlı eski bir sarnıç var.
Bu koya teknenizi yanaştırın.
Şimdi sizi 45 dakikalık bir tırmanışa davet ediyoruz. Ama gözünüz korkmasın. Herkes yapabilir. Yanınıza en az 1 litre su almalısınız. Ayakkabılarınız rahat olsun, mümkünse spor ayakkabısı olmalı. Kaya köyün şimdiki yerlilerinden de bu yolu kullananlar var. Ağaçların bazılarının mavi ile işaretlenmiş olduğunu göreceksiniz. 45 dakikalık yorucu ama zevkli tırmanıştan sonra ödülünüz inanılmaz derecede büyük olacak bize inanın. O anı yaşayın. Tepedesiniz. Ardınızda aşmış olduğunuz bir koy önünüzde sanki filmlerden kopup gelmiş, terkedilmiş bir köy . Evler, grinin onlarca tonunu yansıtmakta. Bu hayalet köyde kendinizi bir siluet yerine koyup yamacın öte tarafına doğru inmeye başlıyorsunuz. Ahırlar, irili ufaklı ev kalıntıları. Hepsi terkedilmiş.
Aşağıya baktığınızda yaşam belirtilerinin farkına varabilirsiniz.
İnsanlar görebilirsiniz. Bir keresinde bir turist otobüsünün bile geldiği olmuştu.
Siz de aşağıya inin, köyün kahvesinde bir çay için, insanlarla konuşun.
Unutmayın ama, aynı yolu geriye döneceksiniz.
Hillside
Hillside Alarko'nun sahip olduğu bir tatil köyü. Tüm koy bu tatil köyüne ait. Tek kelimeyle mükemmel. Hatta bu mükemmellik can sıkıcı bile gelebilir kimilerine.
İster havuz, ister deniz, her ikisi de var. Ortam çok steril. Yemekler açık büfe ve gerçekten bir İstanbul 5 yıldızlı otel mutfağı ile boy ölçüşür nitelikte. Eğer kesenize uygunsa, tavsiye olunur.
Göcek
Küçük bir kasaba son yıllarda sosyetenin limanı haline geldi.. Harika bir Marina var artık burada.
Göcek, koyları ile ünlü bir yer. Kafanızı dinlemek istiyorsanız ve bir tekneniz varsa sadece ve sadece sizin teknenize ait bir koyu mutlaka bulacaksınız.
Dalyan
İşte bir başka muhteşem mekan. Köyceğiz köyünün önce Dalyan ırmağına sonra da Akdenize
dönüştüğü bu yerimiz de Türkiye'nin cennetleri arasında. Söz konusu edebileceğimiz yer sayısı o kadar çok ki!.. İztuzu plajından bahsedelim örneğin. Kumu ne kadar da ince. Kleopatra çamur banyolarına ne demeli. Yüzlerce turist güzellik ve sağlık peşinde. Tabii ki Caretta Carettalar
Bu bölgenin en eskileri Deniz kaplumbağları. Görmek için kayığınızın kaptanından rica edin.
Onun bildiği sakin köşelerden birine çeksin ve beklesin. Büyük olasılıkla Caretta Carettaları görebileceksiniz. Canınız havyar mı çekti. Doğru yere geldiniz. Dalyan adı üstünde balık çiftliği demek. Irmağın içinde sağlı sollu havyar merkezlErini göreceksiniz. Büyük şehirlere nazaran çok ucuz ve taze.
AYDIN
Kuşadasına tatile gidince kendinizi sadece güneş, kum ve deniz ile sınırlandırmayın.
Bu yörede inanılmaz sayıda tarihi ören yeri mevcuttur. Biraz sayıca fazla gelebilir size ama ilk etapta hemen şu isimleri zikredebiliriz. Nereye gidecekseniz kararı siz verin.
Selçuk
Efes Antik Şehri, Meryem Ana Evi, Artemis Tapınağı, Aziz Yahya Kilisesi, İsa Bey Cami ve
Efes Müzesi ( Tüm bunlar Selçuk kenti içinde ya da çevresindedir.)
Çamlık
Selçuk - Ortaklar - Aydın karayolu üzerinde olan bu minik köyde Türkiye'nin en güzel Tren Müzesinin mevcut olduğunu biliyor muydunuz?
Söke
Bu şirin Ege kasabasını 15 km kadar geçince ( Söke Kuşadasına 20 dakika mesafededir ) Türkiye'nin en güzel ören yerlerinden biri karşınıza çıkacak:
PRIENE
Arabanızla belli bir noktaya kadar çıkıp ( Bilet Gişesi ) yolun geri kalanını yürümek zorundasınız. Ama emin olun değecektir. Dünyanın 7 Harikasından biri olan Halikarnas Mozelesinin de mimarı olan Pytheos'un eseri Atina Tapınağı tüm ihtişamıyla sizleri beklemektedir bu tarihi kentin göbeğinde. Büyük İskender M.Ö 334
yılında bu tapınağı ziyaret etmiş ve kentte konaklamıştır. Bir zamanlar üç yanı deniz ile çevrili olan bu kentten şimdi aşağıya baktığınızda ( Tapınağın güney ucuna gidin ama aman kıyısına pek de yaklaşmayın ) Ege'nin yemyeşil pamuk tarlalarını göreceksiniz. Adını İngilizce'ye de veren ve bu lisanda kıvrım kıvrım kıvrılan anlamına gelen ( meander ) Menderes ırmağı bu güzel yeşil ovaları sulamaktadır. Atina tapınağının tepesinde, o devasa sütun parçalarının üzerinde bir süre oturun. Tarihin fısıltısını dinleyin. Atina Tapınağının yanısıra burada çok hoş bir Yunan tiyatrosu ve Anadoludaki tek kare şeklinde tasarlanmış Bouleuterion yani Meclis Binası da sizleri beklemektedir. Eğer atmosfer ve ören yerini birlikte duyumsamak istiyorsanız Priene'yi görmelisiniz.
MİLET
İşte harika bir ören yeri daha. Priene'yi geçtikten bir 10 km sonra Miletin 10 bin kişilik tiyatrosu önünüze çıkacaktır. Matematik'te Tales teoreminden de bildiğimiz ünlü düşünürün de yaşamış olduğu yer olan Milet kenti de bir zamanlar denizin kıyısındaydı. Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonlarla şimdi bir kaç kilometre içerde kalmıştır. Tiyatrosu ve tiyatronun arka kapısından çıkarak erişebileceğiniz ana caddesi görülmeye değer.
DİDİM
Tarihdeki en muhteşem tapınaklardan biri bekliyor sizi. Didim Apollo Tapınağı.
Özellikle ruhçuların bir tür Mekkesi sayılan bu yer milattan önce 8. yüzyıldan milattan sonra 4 yüzyıla kadar yapıla gelmiştir. Bir bilet alın ve ziyaret edin. Sütunlara yaklaşınca boyutları başınızı döndürecektir. Belki 3 belki 4 kişi birleşirse ancak kucaklayabilir. Yükseklikleri 20 metredir.
Geleceği okuma, haber verebilme deneme/uygulamaları burada günün her saati her dakikasında uygulanmaktaydı. Halk çeşitli sorularına cevabı burada bulmaya çalışmaktaydı. Sorular çok önemli konuları içerebileceği gibi sadece soran kişiyi ilgilendiren, önemsiz soruları da içerebiliyordu. Ören yerinin ortasında duran ve her iki yanda iki tüneli olan bölüm tapınak keşişlerinin soruları cevaplandırdığı kutsal mekana açılır. Kesin gidin ve görün diyoruz.
ŞİRİNCE
Selçuk kasabasını gelince Şirince'ye nasıl gidileceğini sorabilirsiniz. Dağların üzerinden bir yol 20 dakika sonra sizi Şirince'ye getirecektir. Şirince - Selçuk arası 12 km dir. Bu köy'ün özelliği eski bir Rum köyü olmasıdır. Kurtuluş savaşından sonra terkedilmiş ve daha sonra Türkler burada yaşamaya başlamıştır. Şimdiki manzara çok hoş bir Greko-Türk sentezidir. Köy halkı evlerinin güzelliğinden dolayı son 4- 5 yıldır her gün ziyaretlerine gelen turistlere karşı çok naziktir.
Turizm Şirince'nin en büyük gelir kaynağı olma yolundadır. Evlerin mimarisine hayran olacaksınız. Halk sizleri evlerine davet eder, satılık iğne oyalarını, şile bezi perdeliklerini, çarşaflarını, çoklukla el yapımı olan tekstil ürünlerini size gösterirler. Köyün orta yeri gerçek bir pazar yeridir. Şaraptan, sızma zeytin yağına, keçi peynirinden kuru incire kadar nefis yiyecekler satılır. Öğle yemeği için köyün bir kaç restoranından birini seçebilirsiniz. Gözleme ve ızgaralar en revaçta olanlardır. Şirince'yi seveceksiniz.
VAN
M.Ö. IX. yy'dan sonra yöreye Urartular Binani ülkesi, Asurlar'da Nairi ülkesi diye adlar verdiler. Bundan başka Biani kelimesinden Van'ın çıktığını söylerler. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde kentin adının kaledeki Yank tapınağından geldiği yazar.
Van'ın kısa tarihçesi: M.Ö. 612'den başlayarak Med, Pers ve İskender'in egemenliğine daha sonraları Sasaniler'in eline geçmiştir. Bir ara Araplar bütün bölgeyi hakimiyetleri altına almıştır. Sonra Bizans ile Müslümanlar arasında zaman zaman el değiştirmiştir. 1071'de Türkler'in eline geçmiştir.
En sonunda Kanuni Sultan Süleyman zamanında Van kesin olarak Türk hakimiyetine, 1548 yılında girdi.
Van'da Bulunan Tarihi Eserler: Bu yapıların en önemlisi Van Kalesi'dir. Şehrin kuruluşu Urartular tarafındandır.
Van İçindeki İslami Döneme ait Eserler: Ulu Camii, Kayaçelebi Camii, Hüsrev Paşa Camii, Hüsrev Paşa Medresesi, İskender Paşa, Hoşap ve Başkale Medreseleri, Şeyh Abdurrahman Gazi Türbesi ve Teymuroğlu Tayfur Bey Türbesi.
Van'ın Çevresindeki Tarihi Eserler:
Hoşap Kalesi: Hoşap Kalesi Kartal Yuvası Kayalıkları adı verilen bir tepe üzerine yapılmıştır. Kale'nin bir eşini yapmasın diye mimar Tilman'ın elleri kesildiği söylenmektedir. Kalenin iki kapısı vardır. Kapıda Farsça yazıtın etrafı geometrik motiflerle süslüdür. Kalenin içinde 365 oda, iki camii, üç hamam, cezaevleri ve hücreler, kuyular ve ambarlar bulunmaktadır.
Diğer Kaleler: Çavuştepe Kalesi, Toprak Kale, Ahtamer Adası, ilginç bir kalıntı da Taş Kapı, Mehter Kapısı ya da Çoban Kapısı da denen bir kapı bir yazıt halinde Köprü Dağında kayaya oyulmuştur. Bu yazıtta şunlar yazılıdır: "Baş Tanrı Haldi'ye 17 sığır, 12 koyun diğer tanrılara ise günde iki sığır dört koyun adak" yazılmaktadır.
Ahtamar Adası: Mimar Manuele yaptırılan Ahtamar Kilisesi bugün müze haline getirilmiştir. Kilise'nin içinde freskler, dışında kabartmalar bulunur. Bu kabartmalarda İncil'den alıntı hikayeler anlatılmıştır. Örneğin: Adem ile Havva, Yunus ile İbrahim Peygamberler ile Davut ile Golyat yer alır. Ahtamar Adası, lezzetli balıklar ve plajlarıyla yerli ve yabancı turistleri kendine çeker.
Van'ın Gezilip Görülecek Turistik Yerleri: Edremit ünlü plajları ile bir tatil beldesi. Amik; eşsiz güzellikteki kumsal ve plajları, Muradiye; Zernek Baraj Gölü, yerli ve yabancı turistleri kendine çeker.
Sağlık Turizm: Hasanabdal'da sağlık açısından karbondioksit ve kükürtlü hidrojen içeren sıcak sular iltihaplı, romatizma hastalıklarına iyi gelen şifa suyu kaplıcaları bulunur
IĞDIR
Karakoyunluların mensup olduğu boyun ilk Başbuğu Iğdır Bey'dir. Iğdır'ın kelime manası, büyük, yiğit başkanı, sahip, ünlü manalarına gelir.
Iğdır Bey dört kardeşin en büyüğüdür. Kabilesi Aras ve Azerbaycan bölgelerine yerleşmiştir. Daha sonra bu ad bugüne kadar gelmiştir.
Iğdır'ın Kısa Tarihçesi: 1124-1220 yıllarına kadar Celalettin Harzemşah bu yörede hakimiyet kurdu. Daha sonra Osmanlıların ve Rusların hakimiyetine giren Iğdır, 3 Mart 1918 Brist-Litovsk antlaşması ile Türklerin egemenliğine geçti. Iğdır, Kars iline bağlı iken 27.5.1992 tarihinde il oldu.
Iğdır'da Bulunan Tarih Eserler: Iğdır'da bulunan tarihi eserlerin çoğu Selçuklular dönemindendir
__________________
Keşke Hep Çocuk Kalsam Ve Dizimdeki Acıyı En Büyük Acı Sansam...






- AŞK Bir Kalbin İçinde Ağlıyor AŞK
Sızım Sızım Sızlatıyor Ellerinden Kaçılmıyor
Virane Ettin Bıraktın AŞK -


Dr.TaKa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.04.08, 10:12   #2 (permalink)
Yeni Tayfa
 
BAŞBELASI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesaj Sayısı: 45
Konu Sayısı: 15
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 64
Rep Puanı: 6391
Rep Derecesi : BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000BAŞBELASI 0-10000


Standart Cevap: Bazı illerimiz ve önemli yerleri




YA AMA YA BAKIN BİTLİSTE DE ÇOK GÜZEL TARİHİ YERLER VARR BENDE SİZE ONLARI TANITAYIM BARİİİİ.....

Ahlat'ta çoğu 13. yüzyıldan kalma 14 kümbet, 2 kale, Selçuklu döneminden kalma 5 tarihi; mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 1 tarihi mezarlık, Yuvadamı köyünün kuzeyinde M.Ö. 2000 ile M.Ö.1200 yılları arasında kalan döneme ait 4 ayrı mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 2 cami, 1 hamam bulunmaktadır. İlçedeki Emirlik Bayındır Kümbeti mutlaka gezilmeli ve görülmelidir. İlçenin en önde gelen tarihi varlığı yaklaşık 200 dönümlük bir alanda kurulu bulunan tarihi "Selçuklu Mezarlığı"dır. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip Şahideli-Şahidesiz sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da görülür. Diğer önemli tarihi eserler içerisinde yer alan Kümbetler, İslami etki ile birlikte gelişmiş olan, yer altı mezar odası üzerine küçük bir mescit eklenen dönemin bey ve yöneticilerine ait anıtsal mezarlardır.

Ahlat aynı zamanda Van Gölü çevresinin en güzel sahillerine sahiptir. Kıyı turizmi ve su sporları açısından gelişmeye müsait ilçe sahillerinde 4 ay yüzme imkanı vardı. Ayrıca ilçenin kuzeyinde kalan Sütay yaylası, yayla turizminin canlanması açısından elverişlidir. El sanatları, ürünlerinden olan "Ahlat bastonu", tüm ülkemize ün salmıştır.

Tatvan: İl Merkezine 27 km. uzaklıktadır.İlçe'de kara ve demiryolları ile ulaşım söz konusu olduğu gibi Van Gölü üzerinden feribotla ulaşmak da mümkündür. İlçenin Van Gölü kıyısında kurulu olduğu yer aynı zamanda doğal bir liman olma özelliğine de sahiptir.

GEZİLECEK YERLER

Ahlat

İl merkezine 60 km. mesafede, Van Gölü kıyılarında kurulu bulunan Ahlat ilçesinde çoğu 13. yüzyıldan kalma 14 kümbet, 2 kale, Selçuklu döneminden kalma 5 tarihi mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 1 tarihi mezarlık, Yuvadamı köyünün kuzeyinde M.Ö. 2000 ile M.Ö.1200 yılları arasında kalan döneme ait 4 ayrı mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 2 cami, 1 hamam bulunmaktadır.

İlçedeki Emirlik Bayındır Kümbeti mutlaka gezilmeli ve görülmelidir. İlçenin en önde gelen tarihi varlığı yaklaşık 200 dönümlük bir alanda kurulu bulunan tarihi "Selçuklu Mezarlığı"dır. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip Şahideli-Şahidesiz sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da görülür. Diğer önemli tarihi eserler içerisinde yer alan Kümbetler, İslami etki ile birlikte gelişmiş olan, yer altı mezar odası üzerine küçük bir mescit eklenen dönemin bey ve yöneticilerine ait anıtsal mezarlardır.

Ahlat aynı zamanda Van Gölü çevresinin en güzel sahillerine sahiptir. Kıyı turizmi ve su sporları açısından gelişmeye müsait ilçe sahillerinde 4 ay yüzme imkanı vardı. Ayrıca ilçenin kuzeyinde kalan Sütay yaylası, yayla turizminin canlanması açısından elverişlidir.El sanatları, ürünlerinden olan "Ahlat bastonu", tüm ülkemize ün salmıştır.

Müzeler

Ahlat Müzesi

İlin tek müzesi Ahlat İlçemizde bulunmaktadır. Müze; yaklaşık 200 dönümlük alan üzerinde kurulu bulunan tarihi 'Selçuklu Mezarlığı'nın bitişiğinde yer almaktadır. Müzede; Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait arkeolojik ve etnografik tarihi eserler sergilenmektedir.

Kaleler

Bitlis Kalesi: İl merkezindeki çarşının hemen dik yamacında yer alan Bitlis Kalesi M.Ö. 312 tarihinde Büyük İskender'in emri ile kumandanlarından Leys Bedlis tarafından inşa ettirilmiştir. Kale torakla dolu olduğu için içini gezmek mümkün değildir. Ancak tepede panoramik olağanüstü güzellikte bir manzara vardır.

Tatvan Kalesi: Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Zal Paşa tarafından Tatvan'ın bugünkü Tuğ mahallesinde yaptırılmıştır.

Ahlat Sahil Kalesi: Urartular dönemine ait olan kale 1224 yılında meydana gelen şiddetli bir yer sarsıntısı neticesinde yıkılmıştır. 1556 yılında Kanuni Süleyman tarafından yeniden yaptırılmıştır.Günümüzde sadece kale mevcut olup, içindeki yapı kalıntılarına da rastlamak mümkündür.

Adilcevaz Sahil Kalesi: Van Gölü kıyısında sarp kayalar üzerine kurulmuştur. Kulesi bulunan kalenin içinde Süleyman Han Cami, cephane mahzeni, buğday ambarları, su sarnıçları, mehterhane kulesi ve 70 ev bulunduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır. Günümüzde sadece kalıntıları mevcuttur.

Cami ve Kümbetler

Bitlis'de bulunan Ulu Camii, Gökmeydan Cami, Kızıl Cami, Şerefiye Külliyesi Cami görülmeye değer eserlerdir. İlde bulunan diğer camilerden bazıları şunlardır; Dörtsandık, Ayne'l -Badrid, Şeyh Hasan, Alemdar, Kureyşi, Taş, Hatuniye, İskender Paşa, Emir Bayındır, Tuğrul Bey ve Kale Altı Cami.

Emir Bayındır Kümbeti, Küfrevi Kümbeti, Çifte Kümbet, Emir Ali Kümbeti, Usta - Şagirt Kümbeti, Şeyh Babo (Üryan Baba) Türbesi başlıcalarıdır.

Medreseler

İhlasiye Medresesi, Nuhiye Medresesi, Şerefiye Medresesi, Yusufiye Medresesi ilin önemli medreseleridir.

Hamamlar

Bitlis merkezinde Şerefhanlar'a ait olan Han Hamamı ile XVI. yüzyılda Hüsrev Paşa tarafından yaptırılan Paşa Hamamı bu güne kadar varlıklarını koruyabilmişlerdir. Ayrıca kale üzerindeki Han Sarayı Hamamı ile Zeydan mahallesindeki Saray Hamamının ancak kalıntılarına rastlanabilmektedir. El Aman Kervansarayındaki hamam kalıntısı ile Ahlat ve Adilcevaz Kaleleri içerisindeki hamam kalıntıları tarihi değer taşımaktadır.

Hanlar ve Kervansaraylar

Hatuniye (Hazo) Hanı: Aynı adla anılan köprünün yanı başında bulunan bir handır. Abbasilerden Sultan Evhadullah Hanın kızı Hamu Hatun tarafından XI. Yüzyılda yaptırıldığı söylenmektedir.

Papşin (Hüsrev Paşa) Hanı: Bitlis-Tatvan karayolu üzerinde bulunmaktadır. Beylerbeyi Hüsrev Paşa tarafından XVI. yüzyılda yaptırıldığı rivayet edilmektedir.

Başhan Hanı: Bitlis-Tatvan karayolu üzerindedir. XVI. yüzyılda Van Beylerbeyi Hüsrev Paşa tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir.

El-Aman Hanı: Anadolu'nun en büyük kervansaraylarından biri olan El Aman Hanı, dükkanları, cami ve hamamı ile bir külliye teşkil etmektedir. XVI. yüzyılda Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır.

İl sınırları içerisinde bulunan diğer han ve kervansaraylardan başlıcaları şunlardır: Şerefiye, Arasa, Yusufiye, Duhan ve Kokoz Zal Paşa hanlarıdır.

Kaplıcalar

Fay hattı üzerinde bulunan Bitlis merkez ve çevresinde sayısız kaplıcaya rastlanır. Bunlardan bazıları; Güroymak (Çukur) Kaplıcası, Ilıcak (Germav) Kaplıcası, Nemrut Dağı Kaplıcası, Alemdar, Köprü Altı, Çim Çölmüğü, Arap Köprüsü, Yılan Dirilten, Acı Su vb. kaplıcaları olarak sıralanabilir.

Göller

Van Gölü: Sodalı ve tuzlu suyu olan Van Gölünün yarısı Bitlis sınırları içerisinde yer almaktadır. Ahlat, Adilcevaz ve Tatvan ilçeleri Van Gölü kıyısında kuruludur. Kıyılarda pek çok plajın yanı sıra konaklama, yeme-içme tesisleri bulunmaktadır.

Nemrut Dağı ve Krater Gölleri: İlin kuzeyinde, Tatvan İlçesinin sınırları içerisinde yer alan ve yüksekliği 2935 m. olan Nemrut Dağı, volkanik bir dağdır. Bir doğa harikası olan Nemrut Dağı her yıl özellikle yaz aylarında çok sayıda yabancı ve yerli turist tarafından gezilmektedir. Nemrut Dağı krater alanı içerisinde yer alan Nemrut Gölü, büyüklük bakımından ülkemizin birinci , dünyanın ise ikinci en büyük krater gölü unvanına sahiptir. Bitlis'e 27 km., Tatvan'a ise 13 km. uzaklıkta bulunan dağa Tatvan - Çekmece Köyü ve Ahlat - Serinbayır köyü yollarından otomobille rahatlıkla çıkılabilmektedir.

Sportif Etkinlikler

Avcılık ve Olta Balıkçılığı: Kara hayvanlarının bol bulunduğu il de Tatvan-Reşadiye civarı ile Bitlis-Sarıkonak civarı en elverişli av alanlarıdır. Balık avcılığı açısından ise; Van Gölü, Nazik Gölü ve Aygır Gölü ön plana çıkan turistik değerlerdir.

Trekking: Dağ-doğa yürüyüşleri açısından ilde en elverişli yer olarak Nemrut Dağı ve Süphan Dağı ilk sırada yer alırlar.

Kayak Merkezi: Bitlis Kent Merkezinde kayak tesisleri bulunmaktadır.

Kuş Gözlem Alanı

Nemrut Gölü Kuş Alanı,Sodalıgöl Kuş Alanı ve Van Gölü Kuş Alanı Bitlis ili sınırları arasında bulunmaktadır.

COĞRAFYA

Bitlis ilinin topraklarının çoğu sarp ve yüksek dağlardan oluşmuştur. Önemli dağlar olan Nemrut ve Süphan'dır.

Karasal özellikler gösteren Bitlis iklimi, gerçekte doğunun sert ve karasal iklimiyle Akdeniz iklimi arasında bir geçiş niteliği göstermektedir. İlde kışlar soğuk, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.

TARİHÇE

Bitlis, ismini Mekadonya Kralı Büyük İskender'in (Alexander), şehirde bulunan kaleyi yaptırttığı komutanlarından "Bedlis'ten" almaktadır. Geçmişi M.Ö. 2000 yılına kadar uzanan Bitlis'te Urartu, Asur, Med, Pers, Mekadonya Krallığı, Roma ve Bizans Dönemleri'ne ait izlere rastlanılmaktadır.

Türklerin 11. Yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında önemi bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat'ta konuk eden Bitlis, Türklerin Anadolu'ya açılmasında çok önemli bir rol de üstlenmiştir.1514 yılında Osmanlıların eline geçmiştir. 1929 yılında Muş iline bağlı ilçe, 1936 yılında ise il olmuştur.
__________________
NİCE DELİKANLILAR GÖRDÜK KOLUNDA KIZ CEBİNDE EMANET ARDINDA SÜRÜ RACONU KAHPELİK YÜRÜYÜŞÜ SAHTELİK KALBİ VAR YÜREĞİ YOK......
BAŞBELASI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.06.08, 21:52   #3 (permalink)
Yeni Tayfa
 
eda inalcık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesaj Sayısı: 1
Konu Sayısı: 0
Rep Gücü: 0
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi : eda inalcık 0-10000


Standart Cevap: Bazı illerimiz ve önemli yerleri



paylaşım için teşekkürler:d
eda inalcık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2007, Jelsoft Enterprises Ltd.
LinkBacks Enabled by vBSEO 3.1.0
ForumTayfa

Arşiv: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 95 96 97 98 99 100 102 103 104 105 106 155 156