![]() |
|
|||||||
| Magazin Türkiye ve dünyadan tüm magazin haberleri, dedikodular... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Stajyer
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: TRABZON/AYDIN
Mesaj Sayısı: 13.846
Konu Sayısı: 7815
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 17735
Rep Puanı: 1772000
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
'Yabancı Damat' sağ olsun Sumru Yavrucuk oyunculuğa âşıktı. Çok ödül aldı ama filmlerle gelen şöhretten hoşlanmadı, popüler bir şarkının onun için yazıldığı duyulunca da 'kaçtı'. Yabancı Damat'la ise hayranlarına kesin dönüş yaptı. Dizi bitti ama onu yine sık sık göreceğiz BİR PORTRE - Asu Maro Yer Levent Ortaokulu, sene 1970 küsur... Parlak öğrencilerden bir tiyatro kulübü kurulacak, yıl sonu gösterisi için. Orta 2 öğrencisi bir küçük kız da başvurur hevesle. Hocası der ki "Senin derslerin kötü, katılamazsın". Kolay yılacak biri değildir, hemen B planını sokar devreye: Tembellerden oluşan alternatif bir kulüp kurar ve çatır çatır oyunlarını çıkarırlar. Bu 'girişimci' küçük kız için artık hayatın tiyatrodan başka gerçeği yoktur. Adı Sumru Yavrucuk'tur... Hukuk mezunu milli sporcu Sami Yavrucuk ile Beyaz Rus göçmeni Nilüfer Hanım'ın en küçük çocuğu... 23 Eylül 1961'de Ankara'da dünyaya gelir Sumru Yavrucuk. Dört aylıkken Beden Terbiyesi Bölge Müdürü olan babasının tayini çıkar, Konya'ya giderler. Yaramazlıkta dört kardeşin bir numarasıdır. Dedesi şiir yazan bir hakim, dayısı Goethe'yi Türkçeye ilk çeviren Ebed Mahir Yalnız, annesi gerçek bir kitap kurdudur. Edebiyata düşkün, hayal gücü geniş bir çocuk olarak büyür. Oyunculuğa 'kaçtı' Mutlu çocukluk günleri Ankara'da ilkokula başlamasıyla sona erer. Solaktır, "pis eliyle yazan çocuk" diye itilip kakıldıkça okuldan soğur. Ardından gelir İstanbul, Levent Ortaokulu ve tiyatro. Babası "Asla tiyatrocu bir kızım olamaz" dese de 14 yaşında İstanbul Belediye Konservatuvarı'nın sınavına girer. Abisinin kitabından ezberlediği Macbeth tiradını oynar, arkasından başlar taklit yapmaya. Cem Karaca, Neşe Karaböcek, Ajda Pekkan... Jüri gülmekten kırıldıkça coşup elektro saz taklidine bile geçer. Ama kazanamaz. Onu ağlarken gören Yıldız Kenter "Caniko" der, "Çok küçüksün, üzülme gene girersin". Yine bir B planı geliştirir. Der ki, "Şan bölümünü kazansam, sizin derslerinize de girebilir miyim?" Oluru alır. Bir süre liseyle konservatuvarı gizli gizli beraber götürür. Tek sırdaşı annesidir. Bir gün kar yağar ve foyası meydana çıkar. Piyer Loti'nin önünden kalkan otobüs işlemeyince babasını arar mecburen. Ne işi vardır Çemberlitaş'ta? Kıyametler kopar... Ortaokul bitince İstanbul Devlet Operası'na korist olarak girer. Ama aklı fikri konservatuvardadır. Bir gün babası yurtdışındayken yatağının altından bavulunu çıkartır, mavi trene binip Ankara'nın yolunu tutar. Şan bölümüne girer, bu biraz daha makuldür babası için. Parasız yatılı olarak okurken tiyatro bölümünden bir arkadaşının sınav parçası için partner aradığını duyar ve "Ben oynarım seninle" der. Sınavda hocalar gözünü ayıramaz ondan. Üç ay içinde sınıf atlayarak tiyatro bölümüne alınmıştır bile. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı mezunu olarak döner İstanbul'a. O gün bugündür ayrılmadığı Devlet Tiyatrosu'na... 'Neler Oluyor Bize?' DT'de yaptığı işler onu kesmez bir türlü. 'İşitme engelliler drama öğretmeni arıyor' duyurusunu görünce hemen talip olur. 10 yıl süren çalışmalarıyla birçok ödül alır. İşaret dilini öğrenir, bir de sözlerin değil, onların altında yatanların peşine düşmeyi... Birkaç dizide oynar, 1992'de ise hayatının rollerinden biri çıkar karşısına: İlk sinema filmi olan "Seni Seviyorum Rosa". Seçmelere katılır ve Rosa rolünü alır. Üstelik kendi bulduğu kostüm, saç ve makyajla birlikte. O gün bugündür de her karakteri en ince detayına kadar kendi tasarlar. Başka nasıl İrlandalı Maureen'i de, Antepli Feride'yi de aynı inandırıcılıkta oynayabilir? Rosa ile hem Altın Portakal ve Altın Koza'nın sahibi olur, hem de seçmediği bir şöhretin. Hele onu izleyen "Çıplak" filmi iyiden iyiye rahatını kaçırır, usulca kenara çekilip unutturur kendini. Onun yeri sahnedir. "Macbeth", "Abdülcanbaz", "Kadınlardan Konuşalım" gibi unutulmaz oyunlarda oynayıp ödülleri toparlar, üniversitelilerle çalışır. Oturup da hangi oyun asılacak diye beklemez, rol ona gelmiyorsa o gider rolü bulur. Altıncı zafer yılını dolduran "Leenane'in Güzellik Kraliçesi"ni mesela... Bu oyun için İrlanda dansı ve piyano öğrenir ve hem Afife, hem Avni Dilligil ödülleri onun olur o sene. Gelgelelim, bir başka ödül daha, "Yılın İlhan perisi ödülü" gelir onu bulur o yıl. Millet birden İlhan Şeşen'in "Neler Oluyor Bize" şarkısını yaptığı söylenen kadının peşine düşer. O ise huzuru Bozcaada'da bulur... Mutluluğu da. Adada tanıştığı ressam Erdinç Ünlü ile 2003 yazında evlenir. Yeniden beyazperdede Aynı yıl, bir teklifi daha kabul edip yıllardır uzak olduğu televizyona döner. "Yabancı Damat" bir fenomene dönüşürken, Türkiye "oyunculuğun" kıymetini anlar. Üstelik bu kez huzursuz etmez şöhret onu. "Tırmalayarak buraya geldiği için pençeleri şöhreti kavramaya uygundur" artık. Tiyatro ise onu hayata karşı dik tutan kalesidir. Bu dönemde ilk kez bir özel tiyatroda, Genco Erkal'la "Fay Hattı"nda oynar. Ardından da "Bahar Noktası"nda... "Yabancı Damat" hafiften tadı kaçarak finale ulaşırken, Sumru Yavrucuk dizinin en büyük kazancı oldu kuşkusuz. Hasan Pulur'un da yazdığı gibi "Sumru Yavrucuk gibi bir oyuncunun yeteneğini ispat etmesine gerek yok ama, onun oyunculuğunu milyonların görmesi de önemli değil mi?" Bu milyonların arasında yıllardır film çekerken onu hatırlamayan yönetmenler de var kuşkusuz. Pek yakında Yavrucuk'u 15 senedir uzak olduğu beyazperdede de izleyebileceğiz. Eh, bir diziden de daha fazla ne beklenebilir ki?
__________________
![]() TRABZONSPOR-KOCAELİSPOR MAÇINI İNTERNETTEN CANLI İZLEYİN(Maçın geniş özeti dahil)[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...] ![]() Tribünün babası KALEARKASI betül35 ![]() |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|