![]() |
|
|||||||
| Psikoloji Canınızı sıkan hertürlü olayı bu bölümde paylaşabilirsiniz... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.436
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Yetişkinde Transeksüelite Bir erkeğin kendi cinsiyetini belirleyen, doğuştan itibaren kendisinde var olan cinsel organlarına tahammül edememesi, onlardan nefret etmesi ve bu organlardan kurtulmayı kuvvetle istemesidir. Bu tanıyı alan yetişkin erkekğin bir kadın karşısında ereksiyon yeteneğine ulaşamamış olması, hiçbir zaman bir kadınla cinsel ilişkide bulunamamış ve çocuk sahibi olmamış olması gerekir. Bu insanların incelenmesi, küçük yaşlardan itibaren çok bozuk aile ilişkileri içinde yetişmiş olduklarını göstermiştir. Örneğin bir kısmında kendi anneleri çocukluk yıllarından itibaren şiddetle erkek olmayı istemiş, bir kısmı şiddetle erkeklerden nefret etmiş, bir kısmı babanın son derece uzak, pasif ve etkisiz olması nedeniyle babayı dışlamış ve oğlu ile olağanüstü yakın ilişkiyi hayat boyu sürdürmüştür. Böylece farkına varmadan erkek çocuktaki erkeksi eğilimler gelişmemiş, aksine devamlı yok edilmiştir. Anne bilinçli ya da bilinçdışı davranışlarıyla oğlunda kadınsılığı cesaretlendirmiştir. Bu tip bozukluk gösteren yetişkinlerin aile fotoğraflarını inceleyen Green % 20’sinin çocuklukta kız elbiseleri giydirilmiş olduğunu kaydetmiştir. Stoller (1973) bu tip bozukluk gösteren kızlarda yaptığı araştırmalardan birinde anne kız ilişkisini son derece uzak ve soğuk bulmuş, bunu telafi edercesine bu kızın babasıyla büyük bir benimseme yaptığını ayrıca babanın kızındaki erkeksi davranışları cesaretlendirdiğini bulmuştur. Ancak cinsiyet kimlik bozukluğu gösteren kızlar üzerinde az araştırma yapıldığı görülmektedir. Bu görüşe göre transseksüalite, ailenin genelde en küçük oğlunda daha sık görülür; çünkü, anne başka bir çocuk doğurduğu zaman onunla sembiotik ilişkisi bozulmuş, oysa en küçük oğluyla bu yakın ilişki yaşam boyu sormüştür. Transseksüeller, cinsel doyum amacıyla hiçbir zaman penislerini kullanamamış, ereksiyon yapamamış ve orgazma varamamıştır. Erkek organı, transseksüeli daima rahatsız ettiği için, erkek organından ameliyatla kurtulmayı şiddetli istemişlerdir. Cinsel kimlik bozukluklarında önleyici tedavi, on iki yaşına kadar çocukluk yıllarında başarılı olabilmektedir. Puberte öncesinde çocuğun kadınsı duyguları ne kadar güçlü olursa olsun, bunlar kalıplaşmamıştır, bu nedenle koşulların değişmesiyle ve tedaviyle iyi sonuçt alınabilir. Puberte sonrasında, cinsiyet değiştirme ameliyatına karar verebilmek, genelde psikiyatristlerin sorumluluğudur. Bu konuda en ufak bir kuşkuda bile, kişi ameliyat edilmemelidir. Bu kişi en az bir yıl, toplumda bir kadın olarak yaşayacağı bir hazırlık döneminden geçecektir; bu deneme döneminde hormon tedavisi uygulanacağı için bir kadın bedeninin özelliklerini gösterecek, böylece duyguları daha ayrıntılı olarak incelenebilecektir. Tüm yaşantısı boyunca erkeklik duygusuna sahip olmamış kişilerde cinsiyet değiştirme ameliyatı büyük duygusal rahatlama yaratmış ve sosyal uyum sağlamıştır. Böyle bir ameliyattan beklenen şey, duygusal durumunu bedenine uyduramayan kişinin, kendi bedenini, bu kadın duygularına uygun hale gektirmektir. Cinsiyet değiştirme ameliyatı, sadece gerçek transseksüel vakalar için söz konsudur, bu durumarın homoseksüalite, interseks ve transverstiteden kesinlikle ayırt edilmesi gerekir. Transvestitism Bir erkeğin kadın, bir kadının ise erkek gibi giyinerek cinsel zevk alabilmesi demektir. Örneğin bir tranvestit erkek, bir kadın karşısında hiçbir heyecan duymaz, uyarılmaz, ancak, kadın giysileri giydiği ya da kadına ait bazı şeyleri taktığı zaman erkekliğinin arttığını hisseder. Öyleyse transvestit erkekliğinden memnundur, ameliyatla erkeklik organlarından kurtulmayı istemez, fakat kadın gibi giyinmek ve davranmak kendisine zevk ve heyecan verir. Zaman zaman da erkek rolüne döner, erkek gibi davranmaktan ve yaşamaktan zevk alır. Bu arada erkekliğin simgesi olarak, cinsey doyum için penislerinin kullanımına önem vermektedirler Eksibisyonizm Gösterimcilik, cinsel organını başkasına göszerme tutkusudur; gözetlemekten cinsel bir haz duymadır. Fetişizm Cinsel anlamı olmayan fakat simgesel bir cinsel çekilcilik kazanmış bir şey ile cinsel doyuma ulaşabilmektedir, çorap, ayakkabı, bir dizi inci boncuk gibi. Mazohizm Kendine acı verdirerek cinsel doyum sağlama, sadizm ise başkasına eziyet ederek, acı çektirerek cinsel hazza ulaşmaktır. Pedofilia, çocuklarla cinsel ilişki tutkusu, nekrofilia ölü bir bedenle cinsel ilişkiden haz almaktır. Bunların hepsi, tüm kişiliğin bozukluğudur. Toplumsal açıdan çok büyük bir baskı karşısında kalmamışsa bu kişiler tedavi için doktora başvurmaz, değişmeye karşı direnç gösterirler. Bu nedenle bu bozuklukların tedavsi, kişi tedaviyi istemedikçe, belkide olanaksızdır. Cinsiyet kimliğinin çekirdeği çocukluğun ilk üç-dört yılında, cinsel kimlik duygusu da erken çocukluk yaşlarında yerleşmektedir. Bu yaştan sonra cinsel kimlikte değişim belki de olanaksızdır. Şu halde çocukluk çağındaki öğrenmeler, ilişkiler ve benimsemeler çocuğun cinsel kimliğine biçim vermekte son derece önemlidir. Örneğin olumsuz koşullarda bir erkek çocuk, kız gibi yetiştirilirse, kendi cinsi yerine kız cinsinin davranışlarını benimseyebilir, kadın cinsiyle özdeşleşerek tüm benliği ile bir kız gibi gelişebilir. Çocuğun yaşamında ilk doyurucu ilişki anne, daha sonra da baba ve kardeşlerle, yani ailenin öteki bireyleriyle kurulur. Bu ilişki çocuğun ilerde olumlu sevgi ilişkileri kurabilmesi, güven duygusunun ve kişiliğinin sağlıklı gelişebilnmesi için çok önemlidir. Ayrıca, erkek çocuğun baba ile (veya baba yerine geçebilecek ağabey, dayı, amca, öğretmen gibi erkekle), kız çocuğun ise anne ile (veya anne yerine geçen teyze, büyükanne, hala, abla, öğretmen gibi bir kadınla) özdeşim yapabilme olanağı bulması, onu benimsemesi, onun özelliklerini benliğine sindirmesi, mal etmesi sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için çok önemlidir, hatta zorunludur. Birçok cinsel korkular, saplantılar, sapmalar bu özdeşimin yapılamamasından kaynağını alır. Aile içinde ve toplumda cinsel konulara karşı devamlı ve aşırı suçlamalar, ağır günah duyguları, anne babanın gelişen çocuğun cinsel organlarıyla aşırı ilgilenmeleri, aşırı denetlemeleri, yanlış bilgilendirmeler, çocuğu kışkırtıcı tutumlar ilerde cinsel kimlik gelişiminde çeşitli sorunlara yol açabilir. Eşcinsellik (homoseksüalite) Homoseksüalite, yani eşcinsellik, “Uyum koşullarda, karşı cinsten uygun biriyler karşısında hiçbir cinsel uyanma hissetmemek ve karşı cinsle normal cinsel ilişkiyi sürdürmemek, aksine daima kendi cinsine karşı cinsel istek duymaktır”. Bazı vakalarda bu insanlar daha başından itibaren zaten bir cinsel uyarı almayacaklarını bekleyerek karşı cinsle hiçbir ilişkiye başlamamışlardır bile. Yetişkinde açık eşcinseliği (over homosexuality), gizli (latent) eşcinsellikten ayırt etmek gerekir. Açık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincindedir. Bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister, kendi cinsiyetinden eş arar ve uygun eş bulunca cinsel eylemleri olur. Bu eylemler kendisine haz verir. Belki toplumsal yargı baskılardan korkabilir, bunalabilir ve bunu kendisi için sorun olarak kabul edebilir. Ama cinsel yöneliminin nesnesi bellidir. Bir başka deyimle eşcinsel dürtü duygu ve davranışlar benliğine uyumludur. Bu tür eşcinsellik çocuklukta yerleşen bir cinsel kimlik bozukluğunun sonucu olabilir. Çocukluk ve ergenlik çağında eşcinsel dürtü ve eğilimler ve belki deneyimler pek çok normal kişinin yaşamında olabilir. Fakat bunlar güçlü değildirler. Ergenlik ve delikanlılık çağı süresinde yavaş yavaş sönerler. Böyle bu tür deneyimler birey için bir sorun olmazlar. Böyle bir durumda eşcinsellik söz konusu değildir. Gizli (latent) eşcinsellik ise tümden ayrı bir konudur. Bu durumdaki kişi, eşcinsel dürtü ve eğilimlerinin bilincinde değildir. Ama, sürekli olarak bu dürtüler benliğini tehdit etmektedir. Benlik bunları kabul edemez; yani bu dürtüler hem bilinçdışında güçlü bir etkinlik taşırlar hem de benliğine yabancıdırlar (egodistonik). Böyle bir durumda kişi şöyle bir çatışma içindedir: Bir yanda, bilinçdışı yasak ve kabul edilemeyen dürtüve eğilimler; öbür yanda benliğin bunları bilinçten uzak tutma, bu dürtülerle savaşma gereksinimi. Böyle bir çatışma iinde kalan benlik, kendisini değişik savunma düzenekleri ile savunur. Örneğin, aşırı erkeklik çabaları ya da aşırı eşcinsellik düşmanlığı göstermek gibi. Daha ağır türlerinde kişi, başkaları kendisine eşcinselmiş gibi görecekler korkusu ile eşcinsel olmadığını kanıtlamak istecesine aşırı davranışlara başvurabilir (yansıtma düzeneği). Paranoid sanrıların oluşunda bilinçdışı eşcinsel ve saldırgan dürtülerin önemli rol oynadığı kabul edilir. Askerlik, hapis veya uzun deniz yolculukları sırasında bazı yetişkinlerin açık eşcinsel tür davranışta bulunmalarının nedeni, bugün de hayli tartışma konusudur. Bazı yazarlar bunu tamamen sosyal koşullara bağlı olarak olağan kabul ederken, bazılarına göre bukişiler askere veya hapise girdemeden önce de zaten bu gibi eğilimleri taşıyan kişilerdir. Yapılan araştırmalara göre, II. Dünya Savaşı yılarında İngiltere ve ABD askerlerini arasında bu tip davranışlarda artma görülmemiştir; eşcinsel yaşantısı olan veya eşcinsel eğilim göszedenler zaten savaş öncesi de bu eğilimleri taşıyan kişilerdir. Ancak bu konuda sön sözün söylenmediği, hala yazarların tam bir görüş birliğine varamadıkları da ayrıca belirtirmelidir.
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
***Master Of Music***
![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: İzmir
Mesaj Sayısı: 5.292
Konu Sayısı: 607
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 12866
Rep Puanı: 1285970
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Burda önemli bir nokta var ki o da beden-ruh ilişkisi.Her ne kadar hormonlar belirleyici güç olsada kişinin yaşadıkları hormon salgısını etkiler.En basit örnek olarak çok üzgün bir erkeğin karşısına çıplak bir kadın koysanız etkilenmeyebilir.Sonuç olarak Ruh-Beden birbiri ile ilişki içindedir. Hormonal olarak bakarsak,asla seksten hoşlanmayan bir erkeğe kadını hatta cinsel organını sevdiremezsiniz.Bu belli bir süreç içinde ruhsal değişikliğe uğrar.Birbirini tetikleyen bu Ruh-Beden ilişkisi sonucunda cinsel kimlik bozukluklarının görülmesi rastlanabilcek bir durumdur. Örneğin kadınlardan hoşlanmayan bir arkadaşla tanışmıştım.Psikolojik neden sonuç ilişkilerini araştırmak için ona sebebini sordum ve sonuçta ereksiyon olamadığını öğrendim.Bunun için doktora da başvurmuş ancak erkeklik hormonları yetersizmiş. İşte tehlikeli bir durum!Neden derseniz, bu kişi elbetteki haz almak isteyecek.Ereksiyon olamadığı için ruhsal olarak değişme gösterebilir ve farklı şekiller deneme isteğine kapılabilir.Örneğin gay olabilir! İşte bir cinsel kimlik bozukluğunun evresel örneği... Böyle durumlarda Ruh-Beden ilişkisi olduğu için psikolog ve cinsellik üzerinde eğitim almış doktorlarla birlikte tedavi yürütmek öneririm.
__________________
Al götür aşklarımı Ört beni dalgalara Kuşlar geçecek içinden Açık bırak bu akşam kapıları Sevişince ölümle kalpler Gül kanayacak geceye ağlamadan Yakın gel gülen mor yel Yakın gel kara düşlerime Ateşler at üşüyen bedenime Uykulara yat... [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...] |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|