![]() |
|
|||||||
| Psikoloji Canınızı sıkan hertürlü olayı bu bölümde paylaşabilirsiniz... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#11 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Başarılarınızın ve yeteneklerinizin her zaman arkasında durun. Çünkü gurur, egonuzu güçlendirir ve sizi mutlu kılar. Seninle dergisi, aralık sayısında yer verdiği bu konuyla "Artık mütevazılığa paydos" mesajı gönderiyor. Kendinden emin olmayı biraz gururla birleştirmek gerçekten çok ince bir çizgidir. Psikologlar, "Gururumuzla ne kadar değerli olduğumuzu onaylarız" diyorlar. Ama buna rağmen özellikle kadınlar başarılarını her zaman tesadüflere ve şanslara bağlıyorlar. Gururu içsel gücün ve mutluluğun anahtarı olarak kullanmayı öğrenebilirsiniz. Şimdiye kadar neleri başardığınıza bir bakın ve bunlarla egonuzu parlatın. AİLENİZLE GURUR DUYUN Çocuğunuzun iyi geceler öpücüğü veya aile içinde güzel bir eğlence: Bunların hiçbirinde kendinize ait bir başarı göremiyor musunuz? İlişkilerinizi korumak veya çocuk büyütmek çok fazla titizlik ister. Uzmanlar, sosyal ilişkilerin kalitesinin özellikle kadınlar için çok önemli olduğunu söylüyorlar. Güçlü ve kalıcı bir iletişim ağı, kişilerin kendilerine de saygı duymalarına büyük oranda destek sağlar. İlk adım: Arkadaşlarınızı veya akrabalarınızı bu kadar sevimli kılan şeylerin ne olduğunu anlamaya çalışın. Sevdiklerinize onlarda özellikle en çok neyi sevdiğinizi söyleyin. Yanlış adım: İlgi ve olumlu anlamda gurur, sadece hediyelere ve okul notlarındaki başarıya bağlı değildir. Çocuklarınızın arada sırada sınavlarında kötü not almalarına rağmen sizin sevginize ihtiyaç duyduklarını unutmayın. SAHİP OLDUKLARINIZLA GURUR DUYUN Eviniz, arabanız veya uzun süredir parasını biriktirdiğiniz tatiliniz: Yapılan araştırmalar, kadınların sadece yüzde 17�sinin satın alabildikleri şeylerle gurur duyduğunu gösteriyor. Oysa erkeklerin yarısından fazlası maddi alımlarıyla daha çok gurur duyuyor. İlk adım: Hiç hesapta olmayan veya indirimsiz sezonda yaptığınız alışverişlerden dolayı pişmanlık duymak yerine, mutlu olun. Yanlış adım: Sahip olduklarınızla duyduğunuz gurur, başkalarıyla karşılaştırmalarınıza bağlı olmamalıdır. AŞKINIZLA GURUR DUYUN Mutluluktan patlayacak gibi olma ve herkese bunu anlatma isteği: Eşlerinden ve ilişkilerinden bahsetmek, sadece yeni aşık olanların hakkı değildir. Her ilişki değerli unsurlar taşır. Bunları keşfederseniz, aşkınızı da güçlendirmiş olursunuz. İlk adım: Bakış açınızı değiştirin. Problemlerinizi bulup çıkarmak yerine, birlikte başardıklarınızın listesini çıkartın. Yanlış adım: Eğer eşinizle çok fazla gurur duymaya başlarsanız, o zaman kendi yeteneklerinizi unutur, sadece eş olarak yaşamaya başlarsınız. BAŞARINIZLA GURUR DUYUN Patronunuzdan gelen övgü, müthiş bir projenin sorumluluğunu almak için duyduğunuz haz: Yapılan araştırmalar, kadınların sadece üçte birinin kendi başarılarından gerçekten mutlu olduklarını gösteriyor. Eğer siz başarılarınızın arkasında durmazsanız, patronunuz başarılı olduğunuzu nasıl fark etsin? İlk adım: Yaptıklarınız hakkında bilinçlenmek için son zamanlarda olanların bir listesini çıkarabilirsiniz. Bunun içine insan ilişkilerini de katabilirsiniz. Tesadüf kelimesini kafanızdan silin. Yanlış adım: Kendi ayakları üzerinde durmayı doğrudan işyerindeki kariyeri ile bağdaştıran kişiler, kolaylıkla yanlış yöne sapabilirler. Bu durum kıskançlıklara ve sizin koymadığınız hedeflere odaklanmanıza neden olur. VÜCUDUNUZLA GURUR DUYUN Herkesin güzel bir tarafı mutlaka vardır: Gerçekten bunlarla gurur duyanların oranı çok azdır. İlk adım: Eğer mankenlerin muhteşem uzun bacaklarını hayal ediyorsanız, bu egonuzu çok da fazla güçlendirmeyecektir. Kendinize daha gerçekçi idealler seçin. Yanlış adım: Sadece güzellik, sevilen birisi olmanız için yeterli değildir. Çünkü siz hiç fark etmeden, karakteriniz güzelliğinizin önüne geçer. YETENEKLERİNİZLE GURUR DUYUN Bahçe işleri, macera romanları yazmak, kayak yapmak veya bağışta bulunmak: Kişisel ilgiler ve yetenekler, gururla çok az tanışır. Ama bu çok yanlıştır. Çünkü bu özellikleriniz sizin kişiliğinizi oluşturur. İlk adım: Hangi durumlarda size gıpta ediliyor? Arkadaşlarınız sizde en çok neyi seviyor? Genellikle bertaraf edilen hataların ardında çok büyük yetenekler yatar. Yanlış adım: Gurur, hataların bir maskesidir. Tabii arada sırada siz de uçabilirsiniz, ama buna rağmen gerçeği gözden kaçırmayın! Kaynak : Hürriyet
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Amma Bombece Avustralya´da kanserden öldü. Ölümünden hemen önce şunları yazdı... "Hayatimi yeniden yasayabilseydim eğer; Hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim. Gül seklindeki pembe mumu saklamaz yakardım. Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim. Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı aksam yemeğine davet ederdim. Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım. Yerler leke olacak diye korkmazdım. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım. Saçım bozulmasın diye, arabanın caminin açılmasını önlemezdim. Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum. TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım. Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anin tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim. Bu o kadar nadir bir olay ki. Mucize gibi bir şey. Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim. Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim. Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu. Dikkatle bak. Gerçekten gör. Yaşa. Vazgeçme. Küçük şeyler için şikâyet etmekten vazgeç. Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi. Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım. Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için Allah´a şükredin. Tek bir hayatiniz var ve bir gün sona eriyor. Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz.´´ Sevgiler hepinize. Amma Bombece
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Hayatın her alanında dikkatli olmak gerekir. Ancak dikkatimizi nerede ve ne zaman toplayacağımızı bilmek zorundayız. Uzmanlar sadece akademik anlamda değil, yaşamsal anlamda da dikkatin önemini vurguluyor. Gündelik yaşamda, kendimize olduğu kadar çevremizdekilere en sık tekrarladığımız uyarılardan biri ''dikkatli olmak''tır. Yeni girdiğimiz bir ortamda ilk nereye yöneleceğimize, nerede durup, nerede hareket edeceğimize kısa bir ''seçici dikkat'' evresinden sonra hemen karar veririz. Karanlık bir ortamda ''pür dikkat'' kesiliriz. Yarış öncesi sporcuların start alışlarındaki ''olağanüstü dikkati'' heyecan içinde izleriz. Biliriz ki; yarışçı startı önce de alsa, geç de kalsa yarışı kaybeder. Heyecanlanınca söyleyeceklerimizi unutur, bu yüzden ''dikkatimizden kaçırdığımız'' fırsatlar adına yaşam boyu hayıflanırız. Ancak, çocuklarımızın ''dikkatsizlik hataları'' ile kaybettikleri sınavlarda, ''heyecandan bildiklerini unutmalarını'' bir türlü affetmeyiz. Bir korna sesinin sağdan mı soldan mı geldiğine anında karar verir, canımızı kurtaracak biçimde sağa sola yönelerek kaçarız. En affedilmezi ise; ''dikkatsizliklerimiz'' yüzünden kaybettiğimiz canlara rağmen, dikkatli olmayı ne kadar istesek de, yine de tam olarak başarılı olamamamızdır. Ne olduğunu bilmiyoruz Başaramayız. Çünkü dikkat nedir? Nasıl olur? Nasıl kaybedilir? Kaybedildiğinde neler olur? Kaybetmemek için ne yapılır? Bunları araştırmaz, sormayız. Hem sormaz, öğrenmez; hem de olur olmaz, bilir bilmez ahkam keseriz. Öğretmen çocuğumuzun dikkatsiz ve hiperaktif olduğunu ve bu nedenle sınıfın düzenini bozduğunu söylediğinde; bunun ne demek olduğuna kafa yormadan, üstelik sonunun nereye varacağını hiç düşünmeden çocuğumuzun yanında öğretmeni aşağılarız. Çocuğa daha yakın olan anne onun sıkıntılarının farkına varsa olayı abarttığını düşünür, ailede benzer örnekleri sayar döker kendisinin bu konuda almak istediği tedbirlere karşı çıkarız. Bu da yetmez, anneyi çocuğun her istediğini yapmakla suçlar, annenin ruhsal dengesini bozarız. Çocuğa döner, her istediğinin olduğunu, oysa bizlerin ne zorluklarla bugünlere geldiğimizi, kendisinin de şımarıklığı bırakıp oturup çalışmasını, yoksa sonunun kötü olacağını söyleriz. Biz bu çözümden çok kaos yaratan tutumumuzla tatlı soğanımızı acı ettiğimizin farkına varmadan zaman, çözümlerin mümkün olamayacağı pişmanlıklara doğru akar durur. Ateş fark edilir, öksürük fark edilir ancak beynin yapabildikleri detaylar gözden kaçar. Bir bilsek her duygu ve davranışımızın mimarı olan beynimiz tüm yetenekleri ince detaylarda gerçekleştirir ve biz sadece sonucun farkına varırız. Basitçe, ''dikkat'' olarak nitelediğimiz yeteneğimizin sayısız mekanizma ile ortaya çıktığını bir bilsek, bir öğrensek; ''dikkatsiz'' diye nitelediğimiz kimselere ''dikkatli olsana'' diye aşağılayarak azarlayacağımıza, onun dikkatinin iyileşmesi için çaba harcarız. Farkında olma hali olan dikkat, çevreye uyumu sağlayan en önemli beyin işlevlerinden biridir. Dikkat sayesinde olup bitenin, tehlikeli ve faydalının farkına varılır ve yararlıya yaklaşma, zararlıdan uzaklaşma davranışlarının ortaya çıkması mümkün olur. Bu şekilde yaşam devam edebilir. Ayrıca, fırsatlar yakalanır ve en üst seviyede çevreye uyabilme şansı elde edilir. Önemli olanı ayırt etmek Basitçe dikkat kelimesi ile özetlediğimiz bu yaşamsal yeteneğimizin beynin çeşitli mekanizmalarının ortaklaşa çalışması sayesinde ortaya çıkan muhteşem bir işlev olduğunu anlamak; bu yeteneğin yokluğunda ortaya çıkacak sorun ve çözümleri kavrayabilmemizi kolaylaştırır. Dikkat çevredeki her şeye değil, gerekli olana dikkati yöneltebilmektir! Yaşamak için çevresel uyaranları fark etmek şarttır. Ancak, önemli olan çevredeki tüm uyaranları fark etmek değil, bireyin kendisi için önemli olanları ayırt edebiliyor olmasıdır. Aksi halde, kişi tam bir enerji kaosu içinde kalır, ambale olur ve yaşam çekilmez hal alır. Bu bireyler gürültülü ortamlarda kulaklarını, dağınık ortamlarda ise gözlerini kapatırlar. Nitekim dikkat yetersizliği, hiperaktivite ve dürtüsellik sorunu olanlar, yapacaklarını planlayamadıklarından dağınık olur, başladıkları hiç bir işi tamamlayamazlar. Bu, onları hırçın, inatçı, saldırgan ve mutsuz kılar. Dikkat; farkındalık, uyanıklık, tetikte olma halidir. Beynin, çevredeki benzerlikleri olduğu kadar, farklılıkları da ayırt edebilme işlevidir. Dikkat, zekanın ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Ancak, dikkat sadece akademik anlamda değil; ''av ve avcıyı fark edebilmek'' gibi yaşamsal anlamda da önemlidir
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Kendisine zaman yönetimi hakkında felsefesini özetlemesini istenen bir zat,: ’zaman sana ait bir şeydir’ cevabını verdi. Onun sana hükmetmesini izin vermemeli sen ona hükmetmelisin kendine hükmedemezsen zamana da hükmedemezsin. İnsanoğlu doğayı kontrol edecek kadar akıllı ama kendini kontrol edemiyor. Gerçekçi bir öz değerlendirme kolay değildir. Kişi kendini içinde bulunduğu durumda ne kadar güvensiz hissederse bu analizden o kadar kaçınır. Zaman Çizelgesi: Zamanı bir programa bağlamaya çalışan yöneticiler bu programı uygulayamadıklarını görmüşler.”Zamanın programlanması zorunludur. Çünkü başkalarının deneyimlerine bakarak bazı alışkanlıklarımızı değiştirmek son derece güçtür. Sürüncemede Bırakmak: Alışkanlıklardan vaz geçebilmek için öz disiplin ve kararlılık gereklidir. Bir yönetici,sürüncemede bırakma huyunun kendisini neredeyse tuzağa düşürüp boğmak üzere olduğunu anlayıp savaşı şu basit kurallarla kazanmış: Sürüncemede bırakma huyunun sizi felce uğrattığı alanı bulun ve onu fethedin. İşleri önem sırasına göre düzenleyin ve sorunları sırayla halledin. Kendinize zaman sınırları koyun. Zor sorunlardan kaçmayın Mükemmellik arayışınızın sizi felce uğratmasına izin vermeyin. Emin olana kadar her şeyi ertelerseniz hiçbir şeyi başaramazsınız.
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Samimi ya da başka tür bir ilişkide, istediğiniz şeyi ne kadar kolay elde ediyorsunuz? Peki, istediğiniz ya da ihtiyaç duyduğunuz şey hakkında ne kadar kolay soru sorabiliyorsunuz? Pek çok kişi, ilişkilerinde sıkıntı yaşar; çünkü görünürde, ihtiyaç duyduğu ya da istediği şeye ulaşamamıştır. Bazen, istediğiniz şeye ulaşamamanızın tek nedeni, ricada bulunmamanızdır. Bazen de arka arkaya yapılan ricalar sonrasında, istediğiniz şeye halen ulaşamamış olduğunuzu görürsünüz. Söz konusu durum, hemen her ilişkide yaşanabilir. Buna, samimi ilişkiler, flörtler, aile ve iş ilişkileri dahildir. Bu yazıda, samimi ilişkilere odaklanacağız. Öte yandan, aşağıda sunulan bilgiler, diğer ilişki türlerinde yaşayabileceğiniz sorunlarda da yardımcı olacaktır: Herhangi bir ilişkide istediğiniz şeyi elde etmenin bazı püf noktaları vardır. Ve işin güzeli, bunlar manipülasyonun tersidir. Mümkün olan her an istediğiniz şeyi elde etmek için yapmanız gereken 10 eylem aşağıdadır: Soru Sormak Normaldir Bu, ilk ve en önemli püf noktasıdır. İstediğiniz ya da ihtiyaç duyduğunuz herhangi bir şeyle ilgili soru sormaya hakkınız olduğunu bilmelisiniz. Akşam çocuklara bakacak birine ihtiyaç duyabilir; küçük işler için yardım isteyebilir; kişisel gelişiminize yönelik bir yatırım yapmayı düşünebilir ya da istediğiniz bir hediyeye sahip olmayı arzulayabilirsiniz. Her zaman, ama her zaman, istediğiniz şey için ilgili kişiye ricada bulunun. ‘Evet’ Ya Da ‘Hayır’ Yanıtını Duymaya Hazır Olun Soru sormanın etkili bir yolu da ‘evet’ ya da ‘hayır’ yanıtını duymaya hazır olmaktır. Bu durum, soru sorduğunuz kişiye seçim hakkı tanıyacaktır. İnsanlar, özgürlüğü ve gerçek anlamda seçim yapabilme gücünü severler. Bu şekilde sorun; büyük ihtimalle, ‘evet’ yanıtı alacaksınız. ‘Hayır’ Yanıtını Asla Hataya Dönüştürmeyin Ricanıza ‘hayır’ yanıtı gelirse, kibar olun. Kibar bir tepkinin dışındaki her şey, rica etmek yerine talepte bulunduğunuz anlamına gelir. Talepler, asla iyi karşılanmaz ve her zaman dirençle karşılaşır. Bir ‘hayır’ yanıtını hataya dönüştürdüğünüzde, daha fazla ‘hayır’ yanıtı istiyorsunuz demektir. Kibar davranırsanız, çok geçmeden ‘evet’ yanıtı alırsınız. Alternatif Bir Stratejiniz Olsun Sizin ricada bulunma hakkınız olduğu gibi, ricada bulunduğunuz kişinin de ‘hayır’ deme hakkı vardır. Bunun anlamı, hoşunuza gitsin ya da gitmesin, alternatif bir stratejinizin olması gerektiğidir. Biri ‘hayır’ derse, onu istediğiniz şeyi yapmaya ya da vermeye zorlayamazsınız. Ama yine de istediğinizi elde edeceğinizden emin olabilirsiniz. Başka Türlü Davransaydınız, Yanıtın ‘Evet’ Olacağını Farz Edin Bir ricada bulunduğunuz kişi ya da kişilerin sizin menfaatinizi düşündüklerini farz edin. ''Hayır'' yanıtı alırsanız, ricanızın gerekçelerinin açık olmadığını aklınıza getirin. Gerekçeleriniz biliniyor olsaydı, ricanızın da yerine getirilmiş olacağını varsayın. Gerekçelerinizi nazikçe aktarın. Üzerinizdeki Etkinin Bilinmesini Sağlayın ''Evet'' ya da ''hayır'' yanıtı sizi nasıl etkilerdi? Ricada bulunduğunuz kişi ''evet'' ya da ''hayır''ın etkisini biliyor mu? Küçük şeyler, üzerimizde derin etkiler yaratabilir. Öyleyse, ''evet'' ya da ''hayır'' yanıtının sizde yaratacağı etki hakkında net bir fikre sahip olun. Bu bilgiyi, ricada bulunduğunuz kişiyle paylaşın Karşınızdakinin İsteklerini Yerine Getirin Siz nasıl ‘evet’ yanıtını duymak ve istediğiniz şeyi elde etmek istiyorsanız, karşınızdaki kişi de aynı şeyi ister. Ona istediğini düzenli olarak verirseniz, siz de istediğinizi daha sık elde edersiniz. Burada önemli olan, karşınızdaki kişinin istediğini düşündüğünüz şeyi değil, sizden talep edilen şeyi vermek ya da yapmaktır. Asla Dırdır Etmeyin Dırdır etmek, kişinin direncini kırmak ve istediğiniz şeyi zorla elde etmek için, tekrar tekrar aynı şeyi talep etmenin bir yoludur. Bazen kısa vadede istediğinizi elde etmeye yarayabilir. Ama her zaman geri teper; çünkü gerek dırdır eden, gerekse dırdır edilen kişinin çok sinirlenmesine neden olur. Bir talebi arka arkaya tekrar etmeniz gerekiyorsa, bunu yukarıdaki fikirlerin ışığında yapın. Usanmadan Teşekkür Edin ‘Evet’ yanıtı aldığınızda, bunu iyi kullanın. Karşınızdaki kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayın. Onlar az önce yüreğinize su serptiler; siz de bir iyilikte bulunun. Ne kadar çok takdir ederseniz, karşınızdaki kişi de o kadar çok size destek olur. Bir minnettarlık hissetmiyorsanız bile öyleymiş gibi davranın. Bir süre sonra minnet duymaya başlarsınız. ‘Sizden Bu Ricada Bulunmamam Gerekirdi’ Kaygısını Yok Edin Birinden ilk etapta yapmış olması gereken bir şeyi şimdi yapmasını isterken duruma ne kadar içerliyorsunuz? Bu tür bir eylemde bulunmasını istemek zorunda kalmaktan dolayı sinirlenmiyor musunuz? Böyle anlarda, karşınızdaki kişinin kasıtlı olarak sizi kırmadığını ya da sizden faydalanmadığını hatırlayın. O sizin gibi olamaz; farklı bir insandır; farklı standart ve öncelikleri vardır. İstediğiniz şeyi talep etmek zorundasınız. Bunu yapın, yeter.
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Bir düşünün. Alanınızda uzmansınız. Görevinizdeki teknik yetkinliğiniz tüm yöneticileriniz ve meslektaşlarınız tarafından takdir görüyor. Peki sizce bu durum işyerinde başarılı olmanız için yeterli mi? Bu soru karşısında belki de içinizden şu anda ‘evet tabii yeterli, bir çalışandan başka ne beklenir ki? Böyle bir çalışan işini en iyi şekilde yapar ve başarılı olur’ düşüncesi geçiyor. Öte yandan unutmamamız gereken, kişiler olarak başarımızda teknik yetkinliğimiz kadar hatta bu yetkinliğin ötesinde, kendimizi ifade ediş tarzımızın, diğer kişilerle (çalışanlar, yöneticiler, müşteriler, v.b.) iletişim ve ilişki kurma tarzımızın önemli rol oynadığı... Yakın zamanda eski bir arkadaşım işini değiştirdiğinden bahsediyordu. Üst düzey yönetici olarak geçtiği yeni firmasında arkadaşım, daha ilk hafta içinde uzun bir süredir alınamayan bir kararın alınmasını ve büyük bir anlaşmazlığın çözülmesini sağlamış. Kendisine bunu nasıl başardığını soranlara ise iletişim kurma tarzından başka bir yol kullanmadığını dile getiriyordu. Evet, hangi alanda, hangi unvanla çalışıyor olursak olalım kişiler arası ilişki kurma becerisi büyük önem taşıyor. Bireyler olarak kendimizi ifade etme, ortaya koyma ve kişilerle ilişki kurma tarzımız elde ettiğimiz sonucu belirliyor. Daniel Goleman’ın popülerleştirdiği ‘duygusal zeka’ kavramı da kişisel ve kişiler arası becerilerin gerek özel gerekse iş yaşamımızdaki öneminin altını çizerek ‘akıllı ve başarılı kişi’ kavramına bu doğrultuda yeni bir tanım getiriyor. “Kendinizi idare ederken aklınızı, başkalarını idare ederken kalbinizi kullanın.” İngiliz Atasözü Genel bir önyargı çerçevesinde iletişim ve ilişki kurma açısından ‘soğuk’ olarak bilinen İngilizler, bu atasözleriyle kişisel gelişim eğitimlerinde verilmek istenen ana mesajı dile getiriyor. Bu durum da aslında, ilişkilerde önyargıların ve farklı bakış açılarının ne kadar yönlendirici olduğunun bir kanıtı değil mi? Kişiler arası ilişki kurmanın ve bu alanda da başarılı olmanın temeli, ünlü filozof Socrates’in de öğütlediği gibi önce “kişinin kendisini tanıması”ndan geçiyor. Ardından da diğer kişilerin duygularını ve düşüncelerini anlama, başka bir deyişle empati kurma becerileri geliyor. Kendisi ile ilgili farkındalığını artırmış, empati becerilerini geliştirmiş bir kişi, diğer kişilerle iletişim kurma becerilerini de zenginleştirdiğinde kişisel tatminin, başarının, diğer kişiler tarafından (yöneticiler, çalışanlar, müşteriler) aranılırlığın ve takdir edilmenin kapıları açılıyor. ‘İnsan’ı konu alan, insan psikolojisini inceleyen, çeşitli konu başlıkları altında sunulan kişisel gelişim eğitimleri, özellikle çalışanların kendileri ve çevrelerindeki kişilerle ilgili farkındalıklarını artırarak, iletişim kurma, ilişki geliştirme gibi sosyal becerilerini geliştirmeyi, bu doğrultuda kişilerin etki alanlarını artırarak bireylerin iş yaşamlarındaki başarılarına katkıda bulunmayı hedefliyor. Şirketler, çalışanlarının teknik yetkinliklerini artırmayı hedefleyen eğitimlerin yanı sıra, kişisel gelişim eğitimlerine ayırdıkları kaynaklarla insan kaynaklarına çok önemli bir yatırım yapıyor ve çok daha donanımlı bir işgücü sayesinde şirket hedeflerine çok daha destekli bir şekilde ulaşıyor. Kişiler arası ilişkilerinizi geliştirmek için: Öncelikle kendinizi tanıyın. Kendinizi yönetin. (Yönetim sadece diğer kişileri yönetmek değildir. Öncelik, kişinin kendi duygu, düşünce ve davranışlarını yönetmesindedir!) Empati kurun. İyimserliğinizi ve pozitif enerjinizi koruyun. Kendinizi motive edin, çevrenizdekilerin motivasyonlarını korumalarını sağlayın. Başka bir deyişle, Duygusal Zekanızı geliştirin ve kullanın. Ve gülümseyin! “Binlerce kilometrelik bir yolculuk tek bir adımla başlar.” Lao Tzu Evet, gelin hedeflerimizi koyalım ve gerek kendimizi tanımada gerekse kişiler arası ilişkilerimizi geliştirmede ilk adımımızı atmaya hazırlanalım.
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Herkesin zihni aşırı dolu. İnsanlar her yerde dikkatlerinin dağıldığından, projeleri bitirememekten, hatta şöyle bir oturup dinlenememekten yakınıyorlar. Endişe ve konsantrasyon, birlikte var olamaz. Gergin olmak, kaygılanmak, odağı koruyamamak demek. Gittikçe karmaşıklaşan bir dünyada, hepimiz basitliğin peşinde koşuyoruz. Reklamcılık açısından mesaj şu: Basit olana geri dönmemiz gerekiyor. Her şeyi aşırı yalınlaştıran değil; basit olan fikirlere ihtiyacımız var. Fikirler, hala büyük olmalı; ama aynı zamanda, şimdiye kadar olmadığı ölçüde net ve odaklı olmalı. Basit mesajlara ihtiyacımız var. İnsanların odaklanmaya zorlandıkları bir dünyada, onlardan karmaşık reklamları anlamaları beklenemez. Kimse, o kadar çok dikkat harcamak istemiyor. Kimsenin buna enerjisi yok. İnsanların çok çalışmalarını beklemeyin; reklamlarımız üzerinde kafa patlatmayacaklar. Bugün daha da doğru olan bazı eski kuralları aşağıda sıralıyoruz: Bir TV spotunun üç değil, yalnızca bir fikri olabilir. Spot, avantajlar silsilesi değil; yalnızca bir fayda sunabilir. Karmaşık nedenlerin hakim olduğu günler geride kaldı. İnsanlar, ürününüzü almaya zorlanamazlar. Ne kadar çok sözcük kullanırsanız, çabalarınız o kadar az üretken olur. Reklam ile eğlencenin birleşmesi gereken bir zaman varsa, o da bugündür. İnsanlar, günün gelişmelerinden kendilerini sıyıracak bir anlık rahatlamaya, küçük bir memnunluk molasına açlar. Zihinlerinde "en kötü kabusları" olan bu insanlara ulaşmak için onları eğlendirmeliyiz. Eğlendiren reklamlar oksijen gibidir; nefes almak için bir andır; günün olaylarından uzaklaşmak için bir rahatlamadır. Espri, lütfen! Kahkaha, stresten kaçmanın en etkili yolu. Ne var ki, uygun esprinin şekli değişti. Zorlama espri, katı ve yapay şakalar her zaman başarısız oldu. Bu gerçek, hiç değişmedi; bu tür şakalar, şimdi eskisinden daha da uygunsuz. Aptal esprinin modası geçti. İnsanlar, her gün ciddi konularla ilgilenebileceklerini kanıtlıyorlar. Dolayısıyla, yeni yetme olmadıkları sürece onlara yeni yetmelermiş gibi hitap eden espriler yaptığınızda onları küçümsemiş olursunuz. Ses getirecek bir espri türü de benim "davranışsal espri" dediğim tür. Bu, insanların yaptıkları küçük şeyler hakkındaki kıvrak gözlemlerden kaynaklanan bir espri türü. Çocukların hiçbir etki altında kalmadan söyledikleri sözlerden ve doğal davranış biçimlerinden ortaya çıkıyor. İnsanlara özgü küçük zaaflarda ve garip meraklarda sevimli bir yan buluyor. Klasik davranış biçimleriyle dalga geçiyor. Onu böyle tanımlayabiliriz. Gerçek, sahtelikten uzak ve kaba değil. Kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. Bizi kanatlandırıyor. Ürünler, kahraman olamaz; ama insanlar olurlar. "Ürünü kahraman yap", bugün doğru olmayan eski bir deyiş. Ürün, insanı kahramanlaştırmakta rol oynayabilir; ama kendisi kahramanlık niteliklerine sahip değildir ve bu şekilde gösterilmemesi gerekir. Abartmayın. Ürünler, dikkatimizin odak noktası olamaz; çünkü dikkatimizi sürekli çekmeye yeterli değildir. Bir hikayeyi ilginç kılan, insanların ürünlerle etkileşim biçimleri ve davranış şekilleridir. Markanızın güvenilir olarak algılanmasını istiyorsanız, ona daha mütevazı bir nitelik kazandırın. İnsanların ürünlerinize tapmalarını beklemeyin. İnsanlar, nesneyle değil, birileriyle özdeşleşmek isterler. Fikre güvenin; ama ondan çok şey beklemeyin. Bir reklamı daha ilginç kılacağı düşünülen tüm harcamalar ve teknikler, yalnızca reklamın daha pahalıya mal olmasına neden olur. Bu durum, TV ekranına açık açık tüketim mesajını taşır. Elbette, basit fikirlerin ilgi çekici, eğlenceli ve iyi kotarılmış olması gerekir; ama bu, kendi zevklerinizde aşırıya kaçmayı ya da bol keseden atmayı gerektirmez. "Basit", kolaymış gibi görünebilir; ama kolay değildir. Basitlik, bir fikirdeki kaliteyi ortaya çıkarır. Aşırı düşünmeye ve üretmeye alışmış olsak da şimdi basitleştirme zamanı. Yazar: Steve Novick
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Pumayi bilirsiniz. Hani vahsi kedilerin uzak atalarindan. Ana fikir: Yaklasik iki metre uzunlugundaki benekli yirtici. Birçok özelligi ile ünlüdür bu ormanlarin harika kedisi. Ama en çok ta hizli ve kivrak kosusu ile taninir. Avinin pesine düstügü andan itibaren giderek hizlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarini ortaya koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir. Bu ölüm kosusu bazen pumanin, bazen ise hayati için kosan kurbanin zaferi ile sonuçlanir. Peki bir puma avinin pesinden ne kadar kosar? Iste ormanlarin vahsi avcisini uygarliklarin kurucusu insana örnek yapacak olan da pumanin bu özelligidir. Puma avinin pesinden sürdürdügü "ölüm kosusunu" her zaman avinin cüssesine göre ayarlar. Yani bir ceylan ele geçirmek için kostugu süre ile, bir tavsanin pesinden geçirdigi süre asla ayni degildir. Çünkü puma akilli bir hayvandir ve kosarken harcadigi enerji miktari, avdan elde edecegi potansiyel enerji miktarini astigi anda puma kosmaktan vazgeçer. Yenilgiyi kabul edip baska av arar. Bu nedenle ceylanin pesinden fazla, tavsanin pesinden çok daha az kosar. Iste "aptal puma sendromu" bunun tersini yapan insanlarin ruh halini ifade etmek için, yani bir tavsanin pesinden yillarca kosan , sonra da yakaladigi avi bir ögünde bitiren akilsizlar için kullanilir. Basarinin sirri pumaliktan, yani harcanan emek, ulasilan sonuç iliskisindeki dengeyi iyi saptamaktan geçiyor.
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Her gün olur. Çeşitli duygular yaşarsınız. Hepimiz yaşarız. Peki, ortaya çıktıklarında bunları yönetmekte ne kadar iyisiniz? Öfke, acı, hayal kırıklığı, kızgınlık ve korku ile başa çıkmayı nasıl öğrendiniz? Peki ya neşe? Ne kadar sık neşelenirsiniz ve ortaya çıktığında onunla eğlenmeyi bilir misiniz? Başka herkes gibi siz de muhtemelen başkalarını -mesela ebeveyninizi- izleyerek duyguları öğrendiniz. Duygularını ne kadar iyi ifade ediyorlardı? Birileri sizi lisedeyken bir kenara çekip yaşadığınız bütün farklı duyguları tanıma ve yönetme becerisini anlatmaz. Her birimiz çabalamalı ve bizim için neyin işe yaradığını bulmalıyız. Son 15 yıla kadar durum böyleydi. Şimdi “duygusal zeka” adı verilen ve duyguları inceleyen tamamen yeni bir araştırma alanı var. Duygusal zeka, kendi duygularınızı ve başkalarının duygularını olumlu ve verimli bir tutumla etkin bir biçimde algılama, ifade etme, anlama ve ele alma kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Başkalarıyla ve kendinizle duygusal düzeyde bağlantı kurmaktır. Yüksek bir duygusal zekaya sahip olanlar, ilişkilerinde daha başarılıdırlar ve daha etkili liderler olarak görülürler. Duygularınızı yönetmenin ilk adımı, bir duyguyu yaşamakta olduğunuzu fark etmektir. Kendinizin farkında olmalısınız. Pek çok insan değildir. Alışkanlıklarına göre hareket eder. Bir duyguyu yaşar ve bilinçli olarak farkına varmaksızın otomatik yanıt verir. Dolayısıyla, farkına varmadan aynı şeyi tekrarlarsınız. Sesinizi yükseltir ya da uygun sözcükleri bulamadığınız için geri çekilip hiçbir şey söylemezsiniz. Hiçbir şey söylememek, en az bağırmak kadar kötüdür. Hiçbir şey söylemediğinizde, kendinizi ya da içinizdeki benliğin iletmeye çalıştığı mesajı onurlandırmazsınız. İşyerindeki mücadeleye neden bu kadar vurgu yapıldığını anlamak kolaydır. İnsanlar fikir ayrılığına düşüp sinirlenirler. Duygularınızı yönetmede başarılı değilseniz, sizin bulunduğunuz bir ortamda başka insanlar duygusallaştığında kendinizi kontrol etmek daha zor olur. Diğer insanların ne yaptıklarını kontrol etme imkanınız yoksa da kendinizi ve tepkinizi her zaman kontrol edebilirsiniz. Duygu ve davranışlarınızdan sorumlusunuz. İşyerinde duygularla başa çıkmak için bilinmesi gereken bazı noktalar şöyle sıralanmaktadır: 1. Duygular, içsel mesajlardır. Dikkatinizi birşeye yoğunlaştırırlar. Bir dahaki sefere bir duygu yaşadığınızda dikkat edin. Yaşadığınız duygunun ne olduğunu tanımlayın. Yanıt vermeden önce kısa bir süre durun. Duygularınızın sizi kontrol etmesine izin vermek yerine onlar üzerinde kontrol sağlamanın yolu budur. 2. Yaşadığınız duyguyu kabul edin. Duygular, evrenin bizimle iletişim kurma yollarından biridir. Büyük ölçüde beyinlerimize ve tümdengelimli uslama yeteneğimize güveniriz; ama beden, eğer onu dinlemeyi öğrenirsek, aynı zamanda bir zeka kaynağıdır. 3. Aynı anda hem düşünüp hem de hissedemezsiniz. Hepimiz sinirli ya da üzgün iken bir mantık aramaya çalışmışızdır; ama işe yaramaz. Dolayısıyla bunu denemeyin. Duyguyu mantıktan ayırın. Üzgün ya da duygusal iseniz ve sağlıklı düşünemiyorsanız, duyguyu yaşamak için kendinize zaman ayırın. Sağlıklı düşünebiliyorsanız, önünüzde duran işi yapın ve duyguyla daha sonra ilgilenin. Duyguları bir kenara yığmayın; söz konusu duygusal enerjinin size ne anlattığını bilmelisiniz. 4. Sorun çözmeye, mantık yürütmeye ya da başka birinin duygularıyla iletişim kurmaya çalışmayın. Diğer kişi duygusallaşırsa, duyguyu kabullenin. “Üzgün görünüyorsun. Bu konuda konuşmak ister misin?” Duygu, bir tür dikkat dağılmasıdır ve ilgi ister. Diğer insanlar, duygularını yüzlerinde taşıdıklarını genellikle bilmezler. Ne yaptıklarının ve davranışlarının, iletişim kabiliyetlerini nasıl etkilediğinin farkında değildirler. 5. Diğer insanların kötü davranışlarını hoş görmek zorunda değilsiniz. Ne istiyorsanız söyleyin. Size nasıl davranılmasını istediğinizi insanlara öğretmelisiniz. Bu da en iyi doğrudan isteklerle yapılır: “Lütfen sesini yükseltme” ya da “”Benimle bu şekilde konuşmanı kabul edemem”. Bunun adı, kişisel sınırları olmaktır ve sizin bulunduğunuz ortamlarda neleri hoş görebileceğinizi insanlara aktarmanın bir yoludur. Onlara söylemezseniz, size istedikleri gibi davranmaya devam edeceklerdir. Kendi doğrunuzu söylemelisiniz. İnsanlar genellikle çatışma zamanlarında çeşitli duygular yaşarlar. Bu çatışma, kendi içlerinde olabileceği gibi başkalarıyla da olabilir. Mücadelenin kaynaklarını anlamak, bunu aşmada yardımcı olabilir. 1) İnsanlar olan biteni kişisel olarak algıladıklarında, sonucun kendi istedikleri biçimde olmasını istediklerinde ya da sizin kafanızdaki bilgi ile kendi bildikleri hakkında tahmin yürüttüklerinde çatışma yaşanır. 2) Diğer kişinin ne demeye çalıştığını anlamaya gayret edin. Bu, basitçe meraklı olmanız gerektiği anlamına gelir. Soru sorun. Başkalarının iletmek istediği şeye gerçekten ilgi duyduğunuzda, onlarla ilgilendiğinizi hissedeceklerdir. Ne dediklerini anladığınızdan emin olmak için sizinle paylaştıkları şeyi tekrar ettiğinizde, söylediklerini dinlediğinizi düşüneceklerdir. 3) İnsanlar, dili kullanma biçimleri ve kendilerini açıkça ifade etme kabiliyetleri ile sınırlıdırlar. Aynı zamanda, konuşmadan önce, neyi iletmek istediklerine pek dikkat etmezler. Her zaman bir amaç ya da niyet için konuşmazlar; yalnızca duygu ve düşüncelerini içlerinden atmak isterler. Paylaşılanları dinledikten ve üzerinde düşündükten sonra, yapabileceğiniz birşey olup olmadığını sorun. Olmayabilir. Söylediklerini dinlemiş olmanız yeterli olabilir. 4) Yalnızca kendinizi kontrol edebilirsiniz. Dolayısıyla, bir başkası duygusallaştığında bunu kişisel olarak algılamadığınızdan emin olun. Bu, sizi ilgilendiren bir konu değildir; onların meselesidir. 5) Ve sonuca bağlanmayın. Başka bir deyişle, başkalarını dinleyin, kendinizi ifade etmek için elinizden geleni yapın ve her şeyi oluruna bırakın. İnsanlar bazen anlayacaklardır, bazen de anlamayacaklardır. Yalnızca, konumunuzu anlamalarına yardımcı olmak için elinizden geleni yapabilirsiniz. Gerisini kendi haline bırakmalısınız. Burada ana hatlarıyla anlattığım adımlar kolay değildir. Kulağa basit gelir; ama uygulama ve disiplin gerektirir. Bir bayan müşterim, patronunun aşağılayıcı ve tehdit edici davranışlarından şikayetçiydi. Çalışmalarımız sonucunda, bunun nedenini anladı ve patronunu değiştiremese de ona nasıl tepki vereceğini kontrol etmeyi öğrendi. Patronunun ona bu şekilde davranmaya devam etmesi, bu bayanın kendisine nasıl davranılmasını istediği konusunda yeterince açık olmadığını gösteriyordu. Kendi seçmediği sürece bir kurban olamazdı ve bu, iletişimde nasıl daha dolaysız davranacağını öğrenmek için büyük bir fırsattı. Sinirlendiği kişi, aslında patronu değil, kendisiydi. Patronunun bu uygunsuz davranışını sürdürmesine izin vermek için ne yaptığına (ya da yapmadığına) dikkat çekilmesi gerekiyordu. Konuşmak, patronunun davranışında bir değişikliğe yol açmayabilirdi; ama söz konusu bayanın kendini onurlandırmak için yapması gereken buydu. Bayan müşterim, patronunun her şeyi daha iyi bilmesi gerektiğini düşünebilir. Belki de patronu bunu bilmelidir; ama gerçek şu ki bilmemektedir. Ya da belki daha iyi biliyordur; ama uygulamıyordur. Onun davranış biçimi budur. Bayan müşterim, duygularına kapılmak ya da patronunun farklı olmasını dilemek yerine, gerçeklere yanıt vermelidir. Duygularınızı yaşamanıza ve size öğretmeye çalıştıklarını onurlandırmanıza izin veren bir kendi kendine ustalaşma sürecinden geçtikçe, duygularınızla daha rahat başa çıkabilirsiniz. Karmaşanın göbeğinde soğukkanlı davranabilmek, kendi kendini yönetme sürecinin bir hedefidir. Ne kadar çok pratik yaparsanız, yalnızca kendi duygularınızla değil, başkalarının duygularıyla da o kadar rahat baş edersiniz.
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
Ruhun Şad Olsun ATAM...
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: Kalabalığın ortasından
Mesaj Sayısı: 12.440
Konu Sayısı: 2960
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 21353
Rep Puanı: 2133984
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Yazar: Amy Potavin Michael Sky’a göre “(yaşamdaki) gerçek zorluğun, zeki, güç verici ve tamamen yetkilendirici inançlar arasında seçim yapmak, bunlara tutunmak ve bunlarla yaşamak olduğunu” biliyor muydunuz? Ben Sky’a inanıyorum. Kendi becerilerinizi tanımak ve onlara inanmak, özimgenin ve özdeğerin temelini oluşturuyor. Doğal eğilimlerinizi tanıyarak yeteneğe dönüştürmenin önündeki en büyük engel korkudur: belirsizlik korkusu, güvenli alanınızın ötesine geçme korkusu, onaylanmama korkusu, kaybetme korkusu ve tabii, kendinden şüphe etme. Bu korkuların, üretkenliği öldürdüğünü, kişiyi yıkıma götürdüğünü ve doyurucu bir yaşam sürme yetinizi sınırladığını görmek için bilimadamı olmak gerekmiyor. Peki, korkuyu yenip eyleme geçmek için ne yapmanız gerekir? Korkuyla nasıl yüzleşirsiniz ve yaşamdaki seçimlerinizi yönetmesini nasıl reddedersiniz? Yanıt, basitçe, küçük adımlar atmak ve yeni alışkanlıklar yaratmak için her gün bilinçli seçimler yapmaktır. Bu yazı, size gizli yeteneklerinizi nasıl değerlendireceğinizi gösterecek ve bir saatten kısa sürede amaçlı bir yaşam sürmeye başlamanızı sağlayacaktır! Başlamak için, bir günlüğe ya da yeni bir deftere ihtiyacınız olacak. Bu, sizin “Yaşam Dersleri Çalışma Kitabı”nız olacak. İlk dersiniz, hangi doğal becerilere sahip olduğunuzu belirlemek. Bunu yapmak için, kendinize aşağıdaki temel soruları sorarak ve yanıtlarınızı çalışma kitabınıza yazarak bir “Etkinlikler Listesi” oluşturun: 1) Yaşamdaki tutkunuz nedir? (Her zaman neyi yapmak istediniz?) 2) Hangi aktiviteler sizi mutlu ediyor ve eğlendiriyor? 3) Hangi yetenekleri geliştirmek isterdiniz? 4) Çocukken hangi konularda iyiydiniz? Bu sorularla ıstırap çekmeyin. Aklınıza gelen ilk yanıtı yazmalısınız ve bu soruları yanıtlamak, 10 dakikadan uzun sürmemeli. Sonra, Etkinlikler Listenizi değerlendirin. Bu etkinlikleri gerçekleştirmek için hangi yeteneklere ihtiyaç vardı (ya da olacak)? Çocukken, sevdiğiniz sporu yapmak ya da ait olduğunuz kulüplere katılmak için enerjik, korkusuz, rekabetçi ya da yaratıcı olmanız gerekiyor muydu? Şu anda ev halkını idare etmek ve kardeş kavgalarını yatıştırmak için iyi bir iletişimci, adil ve şefkatli mi olmanız bekleniyor? Ofiste sorunları çözen ya da kararları alan kişi siz misiniz? Veli-Öğretmen Birliği’nin lideri olarak hırslı ve özgüven sahibi misiniz? Taşındığınızda, değişikliğe kolay uyum sağladınız mı? Komşularınız, sizi eğlenceyi seven bir sosyal koordinatör olarak mı görüyorlar? Değerlendirmeniz esnasında, yan sayfada bir “Beceriler Listesi” yapın. Bu listeyi, yukarıda verilen ve uygun olduğuna inandığınız diğer soruları yanıtlayarak oluşturun. Yanıtlarınızı yazın ve liste, sandığınızdan uzun olduğunda şaşırmayın! Şimdi, ikinci dersiniz, basit bir egzersiz: Gittikçe artan bu beceriler listesine bakın. Her maddenin yanına “(Buraya beceriyi yazın) –im/-ım” yazın. Örneğin, listenizde “sorun çözücü” varsa, “Ben bir sorun çözücüyüm” yazın. Büyük ihtimalle, kendinize “Neden bunu yapıyorum?” diye soruyorsunuz. Nedeni, şu basit “-im/-ım” ifadesinin, niyet ve inançlarınızın önünü açmasıdır. Kendinize, akranlarınıza, arkadaşlarınıza, ailenize ve evrene özimgenizi gösterir ve listelediğiniz becerileri sahiplenmenizi sağlar. Bu becerileri bir kez sahiplendiniz mi korkunuzu yenebilirsiniz. (Bu işe kendinizi adadığınızı, eğlenceyi sevdiğinizi, yaratıcı ve iyi bir iletişimci olduğunuzu bildikten sonra neden korkacaksınız ki?) Kendinizi kendinizden şüphelenerek ve başarısızlıktan korkarak sabote etmek yerine, en büyük özleminizin hayalini kurabilirsiniz. Bu süreçte bir sonraki ders, “Kişisel Öncelikler Listenizi” yaratmaktır. Bunu yapmak için, kendinize yine bazı temel soruları sormalısınız: 1) Şu anki öncelikleriniz neler? En önemli şey aileniz mi? Şu aralar kariyerinizi ilerletmeye mi odaklandınız? 2) Kendiniz ve yaşamınız hakkında en çok değer verdiğiniz şey nedir? Dürüstlük ve doğruluk, sizin için en önemli şeyler mi? Statü ve prestij, sizi daha mı çok motive ediyor? Ruhani yönünüz mü, ilişkileriniz mi önemli? 3) En çok kime hayranlık duyuyorsunuz, neden? Onların davranışlarını hangi değerler yönlendiriyor? Onlarla hemfikir misiniz? Onların elde ettikleriyle aynı sonuçlara mı ulaşmak istiyorsunuz? Bu soruları yanıtlamak, 10 dakikadan uzun sürmemeli. Burada anahtar, ilk ve gerçek yanıtınızı esas almaktır. Bu yanıt, genellikle özgün bir yanıttır, gerçekte olduğunuz kişinin yanıtıdır. Gerçek benliğinizi ve yanıtlarınızı takip etmek önemlidir; çünkü, bunlar sizin gerçek değerleriniz, inançlarınız, öncelikleriniz ve yönlendirici ilkelerinizdir. Bunların ne olduğunu bilerek geleceğiniz için bir yol haritası çıkarmış olursunuz. Bu kilit taşları, gelecekteki başarınızın kıyaslama noktaları ve yaşam yolculuğunuzun fenerleri olarak hizmet eder. Son dersiniz, mevcut yaşam biçiminizi değerlendirmektir. Kişisel Önceliklerinizi yerine getirmek için becerilerinizden yararlanıyor musunuz? Yanıtı bulmak için kendinize şu soruları sorun. Yine, bu yanıtların size ıstırap çektirmesine izin vermeyin. Aklınıza gelen ilk şeyi yazmalısınız ve bu soruları yanıtlamak, 10 dakikadan uzun sürmemeli: 1) Enerjinizi önceliklerinize, değerlerinize ve yönlendirici ilkelerinize ayırıyor musunuz? 2) Nerelerde yeniden düzenleme gerekiyor? 3) Yeniden düzenlemeyi tam olarak sağlamak için hangi becerilerin öğrenilmesi, geliştirilmesi ya da kazanılması gerekiyor? Bu yanıtları da Çalışma Kitabınıza yazın. Bu, artık sizin Yaşam Dersleri Çalışma Kitabınız, mevcut durumunuzu belgeleyecek bir araç olacak ve gelecekteki ilerlemenizi tartmanıza hizmet edecek. Bu egzersizi bitirdiğinizde, dünya nüfusunun %99’u gibiyseniz, şu anda bulunduğunuz yer ile olmak istediğiniz yer arasında farklılıklar olduğunu göreceksiniz. Yaşamınızda değer verdiğiniz ve öncelikli olduğuna inandığınız şey ile enerjinizi ayırdığınız şey arasında tutarsızlıklar olduğunu tespit edeceksiniz. Bu, doğal ve normaldir. Her birimiz her gün büyüyoruz, öğreniyoruz ve değişiyoruz. Kendinize sormanız gereken, yönlendirmeyle büyümek, öğrenmek ve değişmek isteyip istemediğinizdir. Yoksa, toplum denizi tarafından mı yönetilmek istiyorsunuz? Yaşam yolculuğunuzun amacını sahiplenmek mi istiyorsunuz? Yoksa, yolculuk için hazır bekleyen ve varış noktasını bilmeyen bir yolcu mu olmak istiyorsunuz? Kendi yönlendirmenizi yapmak ve yaşam rotanızın kontrolünü elinize geçirmek istiyorsanız, Çalışma Kitabı derslerinize devam etmelisiniz. Son Dersinize geri dönün. Ne tür farklılık ve tutarsızlıklar tespit ettiniz? Geliştirmeniz, iyileştirmeniz ya da yeniden öğrenmeniz gereken beceriler var mı? Doğal becerilerinizi hünere dönüştürmek, her ay yeni birşey denemek kadar kolay olabilir. Üstlendiğiniz her aktivite, değerleriniz, inançlarınız, öncelikleriniz ve yönlendirici ilkeleriniz ile uyumlu olmalıdır. Her yeni aktiviteyi Yaşam Dersleri Çalışma Kitabınıza not etmelisiniz. Kazanmak, geliştirmek ya da yeniden öğrenmek istediğiniz becerilere özellikle dikkat etmelisiniz. Örneğin:
Kendi Yaşam Derslerinize sadıksanız ve değerleriniz, inançlarınız, öncelikleriniz ve yönlendirici ilkeleriniz doğrultusunda bilinçli seçimler yapıyorsanız, dolu dolu ve amaçlı bir yaşam sürmeye başlarsınız. Sizde olduğunu bilmediğiniz becerilerinizi keşfedersiniz ve hem profesyonel, hem de kişisel yaşamda başarılı olmak için bu becerilerden yararlanabilirsiniz.
__________________
''Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|