![]() |
|
|||||||
| Romantizm & Duygusal Yazılar Sevgi, aşk, romantizm adına herşey... İçinizi dökmek sevginizi haykırmakmı istiyorsunuz bu bölüm tam size göre... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesaj Sayısı: 6.536
Konu Sayısı: 3621
Takım: Fenerbahçe
Rep Gücü: 10322
Rep Puanı: 1031462
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Mavi gözlüm... Gökyüzü gri-siyah bulutlarla, bulutlar da yağmurlarla yüklüydü. Zaten yağmur yağmış ve dinmiş, havada muhteşem bir toprak kokusu vardı. Gecenin bu saatinde yalnız olmanın kasvetiyle, sarınan hüznümden uzaklara çok uzaklara gitmek istedim. Yaşanılmış, yarım kalmış, yaşadığımı zannettiğim veya hiç yaşama olanağı bulamadığım bir çok güzellikleri anımsadım. Hasret ve özlem duygularım içselimde coştu. Sahip olduklarım ve kaybettiklerim gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Bir karede gözlerim mavi gözlü devasa adama takıldı... O anda, Marmara denizine kapı gibi uzanan toprağın kıyısındaki minik koyu düşledim. Asırlık zeytin ağaçlarının bulunduğu, uğultulu rüzgârların yaydığı kekik kokulu bakir koyda olabilmek ne keyifliydi... Mavi gözlü adam ve can yoldaşı orada, bahçesi mavi-pembe ortancalarla donanmış, tek katlı taş evde, yaz aylarında yaşamışlardı. Can yoldaşı onun sinesinin çiçeğiydi. Her zaman bir çiçeği, onun simgesi olarak sol göğüs cebinde taşırdı. Akşamları eve dönüşüne değin, o çiçek gün boyunca hiç solmazdı. Çünkü, mavi gözleri onun ışığı, nefesi güneşi, sesi can suyu olurdu. Can yoldaşının çehresi her daim şefkat dağıtan gülücüklerle doluydu. Sinesinin çiçeği, onun yüce, sadık sevgisine armağan olarak, ona, aralıklarla dört tane tomurcuk sundu. Üç beyaz bir mor. Mor tomurcuk, zamanla iki lila tomurcukla yaşamını renklendirdi!... *** Mor tomurcuk iki lilası ile bir haftalık yaz tatilinde, o bakir koya gitti. Mavi gözlü devasa adamın ve sine çiçeğinin yanında, telaşsız dinginliği, huzuru ve hiçliği duymak istedi... Yıllardır onlardan çok uzaklarda olduğundan, bir yanının eksikliğini hep hissetmişti. Çok sıcak bir yaz günü evin taş avlusuna birkaç kova su dökersin de çıplak ayakla o suları şapırdatarak yürürsün ve içini bir serinlik, bir dinginlik kaplar ya, onun gibiydi orada onlarla olmak. Güne hep birlikte taş evin verandasında huzur ve neşeyle başlanır. Bahçenin domatesleri kekikli sızma zeytin yağında, yörenin kendine has peyniri, zeytini ve sine çiçeğinin ev reçelleri ile yapılan nefis kahvaltıyla devam eder. Ardından, asmanın taçlandırdığı çardağın altında ve çevresindeki yedi veren güllerin kokusunda içilen sabah kahvesi gelir. ...Ve deniz sefası... Gün batımından önce bahçedeki nebatlar sulanır. Güllerle, sardunyalarla, ortancalarla ve şebboylarla merhabalaşıp konuşulur. Elma ağacı ile el sıkışılır, dut ağacının kalın gövdesine sarılıp yukarılara tırmanan sarmaşık güle göz kırpılır. Üç yıl önce dikilen kiraz ağacı bu yıl ilk kez meyve veriyor al kırmızı!... Domatesler ve salatalıklarda bu sohbetten nasiplerini alır, zararlı böceklerden şikayetleri sorulur. Bahçede her şey yerli yerinde, her şey yolundadır. Mavi gözlü adam ve sine çiçeği, sallanan hasır koltuklarında bu güzelliğin en nadide tablosunu oluştururlar... ...Ve üç kök asmanın çılgınca çoğalan yapraklarıyla yemyeşil bir örtü gibi sarıp sarmaladığı evin önündeki çardakta akşam yemeğine oturulur. Şarkı ve türküler eşliğinde, mangalda kızaran balıklarla içilen birer duble rakı ile gün tamamlanır. O yaz boğucu sıcak bir gecede, mor tomurcuk derin mavi sularda serinlemek ve yakamoz ışıltılarıyla yüzmek istedi. Yavaşça lilaları'nın yanından kalktı, sessizce bahçe kapısından süzüldü, yalınayak. Gecenin karanlığı ürkütücü de olsa, ay ışığında yüzerek, serinlemekti tek isteği, engel tanımazdı onun deniz tutkusu. Gönlünce yüzdü, yüzdü, yüzdü... Serinlemişti. Artık eve geri dönmeliydi. Belki de büyük lila onun yokluğunu fark etmiş ağlıyor, küçük lila da acıkmış olabilirdi?.. Denizden çıkarken göğüslerinden beyaz ılık bir sıcaklığın, serinlemiş bedenine doğru aktığını hissetti. Küçük lilanın rızkını daha fazla ziyan etmeye hakkı yoktu! Tutkusunun sebep olduğu sorumsuzluk acısı, tüm bedenini kapladı. Teni sıcak gecede ürperiyordu... O anda, sanki ona ceza olarak ay bulutların arkasına saklanmış, yoğun ve koyu bir karanlık çökmüştü. Çıplak ayaklarını kumsaldaki midye kabukları kesiyor, acısı içini kanatıyordu. Bir anda önünde belli belirsiz bir siluet göründü, ürktü... Zifiri karanlıkta zorlukla görünen, sevgi dolu bir çift mavi göz, ona çiçekli plaj terliklerini uzattı. Kucağındaki küçük lilanın'da gözlerinden yaşlar inci tanesi gibi dökülüyordu. Beraberinde getirmiş olduğu hasır yaygının üzerine oturdular. Dalgaların şırıltısına, minik pembe ağızdan çıkan "cok, cok" sesleri karışıyordu... *** Ömrünce, her zaman, her koşulda sevecen ve sıcacık yardımlarını hiç esirgemedin. Sen hayatımda hep ilklerimdin. İlk aşkım, ilk sırdaşım gibi... Yarım asırdan fazla aynı yastığı paylaştığın sine çiçeğini ve bizleri zamansız terk ettin. Lapa lapa karların yağdığı bir günde seni yatırdığımız toprak üşütmedi mi bedenini?... Sine çiçeğin de senin yokluğuna dayanamayıp bir süre sonra soldu. Gittiğinizden bu yana çok seneler geçti. Artık yoksunuz, yoksunluğumsunuz. Yoksunluğunuzdan gidilmedi, gidilemedi, huzur ve dinginlik duyulan o bakir koydaki taş eve. Sine çiçeğini ve seni çok özlüyorum mavi gözlüm... Şahinde Anter Dumduru
__________________
![]() [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...] " Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir " M.KEMAL ATATÜRK ![]() ![]() |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|