![]() |
|
|||||||
| Sinema Yeni çıkan filmler, yorumlar, sinemadan enson haberleri paylaştığımız bölüm... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() Üyelik Tarihi: Nov 2008
Nereden: SAMSUN Slogan:Siyah......Beyaz
Mesaj Sayısı: 10.150
Konu Sayısı: 1164
Takım: Beşiktaş
Rep Gücü: 354100
Rep Puanı: 35408882
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
|
Bu yıl 4-19 Nisan 2009 tarihleri arasında 28. kez düzenlenecek olan İstanbul Film Festivali, yine 200 filmi aşkın film içeren programıyla dikkat çekiyor. Bu yıl daha çok yönetmen sinemasına ve politik duruşu olan filmlere eğilen bir programla seyirci karşısına çıkacak olan festival, Raymond Depardon, Bill Plympton, Sydney Pollack, Paul Newman, Yusuf Şahin gibi özel isimlere yer ayırarak da sinema öğrencilerini mutlu etme özelliğini, bir nebze de olsa devam ettiriyor. ![]() Festival programında eski ve yeni karışık olarak yaptığım bu listede ise yurt dışındaki festivallerde veya daha önceden orijinal DVD’sinden izlediğim benim için ‘garanti’ olan filmleri öne çıkarmaya çalıştım. 1-Gir Kanıma (Lat den ratte komma in) Vampir filmi alt türünü, İskandinav minimalist sinemasının içine yerleştiren yapıt, 2008’de “Alacaranlık” (“Twilight”) ile birlikte alt türde farklı bir kulvar açan iki filmden biri oldu. Thomas Alfredson’un bu ilk yönetmenlik denemesi, aynı zamanda vampir kavramının içinde aile içi iletişimsizliği de devreye sokuyor. Zira bu, aslında soğuk bir coğrafyada sadece 10 yaşlarındaki çocukların saf ve samimi duygulara sahip olduğu bir dünyanın özetini çıkarıyor. 2008’de Kansas, Florida, Phoenix, San Diego, San Francisco, Boston ve Austin Film Eleştirmenleri Birliği ödüllerinden ‘En İyi Yabancı Dilde Film’ ödülünü alan yapıt, aynı zamanda İsveç’in Oscar aday adayıydı. 2-Jeanne D’Arc’ın Tutkusu (La Passion de Jeanne d’Arc) Sessiz sinemanın kilit isimlerinden İsveçli Carl Theodor Dreyer, sinemada yönetmenlik sanatının öncülerinden biridir. Ingmar Bergman ve Andrei Tarkovsky’nin doğuş sebebi olarak da görülen yönetmenin bu filmi, sinemada film grameri adına ilk kez ‘basit planlarla sonuç alma’ mantığını benimsetmesiyle dikkat çekmiştir. Sinema tarihinin bu ilk Jeanne D’arc filmi, aynı zamanda mahkumun halüsinasyonlarına odaklanarak akli dengesini de işler. Bu yapıttan yıllar sonra, Luc Besson da Milla Jovovich’in başrolünde oynadığı bir Jeanne D’Arc filmi ile Dreyer’e saygı duruşunda bulunmuştur. 3-Anna ile Dört Gece (Cztery noce z Anna) 1960’lar Polonya sinemasının önemli isimlerinden Jerzy Skolimowski imzalı yapıt, röntgen, ahlak, özel hayat, tutku, takıntı gibi konuları inceleyen incelikli bir dram. Sıradan bir adamın ruh halini ve aşka yaklaşımını masaya yatıran stilize bir sinema eseri aynı zamanda. Kieslowski’nin sinemasındaki motifleri andıran modern dünyasıyla da özellikle dikkat çekiyor. 4-Atları da Vururlar (They Shoot Horses Don’t They?) Bir dans yarışmasında rekabete tutuşan bir grup insanın psikolojilerini, dramlarııa ve hayata bakış açılarını, mesafeli bir yaklaşımla sunan film, geçen yıl hayata gözlerini yuman usta yönetmen Sydney Pollack’ın imzasını taşıyor. 1984 öncesi ‘kapitalizmin yarattığı insanların birbirine nefret duyması’ olgusunu sinemada ilk kez belli bir formülün içine sokan yapıt olarak dikkat çeken eser, aynı zamanda sinemanın saklı klasikleri arasında. Dokuz dalda Oscar adayı olan filmin, yardımcı kadın oyuncu dalında ödülü kucakladığını da ekleyelim. Başrollerde Jane Fonda, Susannah York ve Michael Sarrazzin var. 5-Rövanş (Revanche) İnsan ruhundaki duygulara Avusturya kültürünün içinden bir bakış atan yapıt, intikam kavramına farklı yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Zorlayıcı bir film olsa da 20 yıllık Avusturyalı yönetmen Götz Spielmann’ın Michael Haneke kadar saf bir şekilde yabancılaştırıcı öğeler kullanan bir sinemacı olduğunu söyleyebiliriz. Bu yılın ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ kategorisinde Oscar adaylarından biri olan ve Berlin Film Festivali’nde geçen sene üç ödül alan yapıtı, kaçırmamakta fayda var. 6-Oltanın Ucunda (Pescuit Sportiv) Adrian Sitaru’nun bu ilk yönetmenlik denemesi, 2008’de yurt dışı festivalleri sallayan yapıtlardan biri. Kavgalı bir çiftin ruhsal yolculuğunu bir ******yle kesiştikleri deniz kenarı sahneleriyle anlatan yapıt, yabancılaştırıcı sahneleri, el kamerasına hakim hali ve diyalog yazımındaki ustalığıyla dikkat çekiyor. Antonioni’nin film modeline göz kırparken, aynı zamanda Romen sinemasının yükseliş ivmesinde ‘4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’ün de yamacına yerleşiyor. 7-Oharu’nun Yaşamı (Saikaku ichidai onna) (1952) 50 yaşında bir ******nin geçmişinde yaşadıklarını flashbackler yoluyla anlatan yapıt, minimalist sinemanın atası konumundaki Japon yönetmen Kenji Mizoguchi’nin imzasını taşıyor. Genelde kadın hikayeleri anlatan yönetmenin bu son döneminin filmini, kolay kolay bulma şansınız olmadığı için, festivalin tanıdığı bu ‘sinemada izleme fırsatı’nı kaçırmamak lazım deriz! 8-Göl (Un Lac) 1998’de “Sombre” (Karanlık), 2002’de “La Vie Nouvelle”den (Yeni Yaşam) sonra şimdi karşımıza “Göl” ile çıkan Philippe Grandrieux, yeni kuşak Fransız yönetmenler arasında en gizemli ve farklı isimlerdendir. Gaspar Noé ile aynı kulvara konulabilecek yönetmenin bu filmiyle Venedik Film Festivali’nde özel ödül aldığını da ekleyelim. Kısa bir not olarak filmin ormanlık bir bölgede yaşayan bir ailenin ‘gizemli hikayesi’ne uzandığını belirtip geri çekilebiliriz. 9-Pontypool Yaklaşık 15 senedir çektiği filmlerle Kanada sinemasının önemli isimlerinden biri olduğunu kanıtlayan Bruce Macdonald, bu sefer karşımıza bir zombi filmiyle çıkıyor. Psikolojik-gerilim ile zombi filmi arasında çarpıcı bir deneme olarak adlandırılabilecek yapıtın, yenilikçi yönetmen Macdonald’ın ilginç sinemasıyla tanışmak isteyenler için birebir olduğunu söyleyebiliriz. Yönetmenin en son “Tracey’nin Yaşamından Kesitler” (“The Tracey Fragments”) adlı filmi iki sene önce festival kapsamında görücüye çıkmıştı. 10-Milk Altı dalda Oscar adayı olan yapıt, 1970’lerdeki ilk eşcinsel politikacı Harvey Milk’in yaşadıklarına uzanıyor. Amerikan bağımsız sinemasının önemli yönetmenlerinden Gus Van Sant’in en rahat izlenen filmi olarak anılabilecek yapımın daha çok Oscarlı Sean Penn, James Franco ve Josh Brolin gibi oyuncularından güç aldığını söyleyebiliriz. Tabii erkek oyuncu ve senaryo dallarında Oscar kazandığını da ekleyelim.
__________________
Ne Mutlu Türküm Diyene...... ![]() ![]() İletişim için : ersan_55@hotmail.com
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İstanbul film festivali başladı | dişi kartal | Sinema | 0 | 19.02.08 16:43 |
| İstanbul Film Festivali’ne ‘İklimler’ damgası | sharmante | Sinema | 0 | 16.04.07 14:28 |
| işte size kaçırılmaması gereken bir reklam daha | northerner | Komik Videolar | 4 | 04.04.07 14:19 |
| 26. Uluslararası İstanbuL Film Festivali`nde- Akrabalar | aDriyatiK | Sinema | 0 | 28.03.07 13:56 |
| uLusLararaSı İstanbul fiLm festivaLin`e Son 18 | aDriyatiK | Sinema | 0 | 28.03.07 12:26 |